Skip to content

Son Görüşte Aşk | 1. Bölüm

12 Mayıs 2012

rainbow_stars_by_lieveheersbeestje-d4zk9q1

1. Bölüm

Başlangıç Çizgisi

Daichi no la-li-la

Yonsei’nin yanında bulunan Bamboo Cafe üniversite öğrencilerinin uğrak mekanlarından biriydi. Öğrenciler bu kafede yaştaşlarıyla sosyalleşme olanağı buluyordu. Kafenin "öğrenci duvarı" denilen kısmında ise ev arayan kişilerin, 2. el eşya satmak isteyen öğrencilerin ilanları vardı.

Jin ağır adımlarla kafenin ahşap merdivenlerini çıkıyordu. Kendine güveninin bir göstergesi olan o sert bakışı yüzündeydi. Günü güzel geçmiş olmalıydı. Yoksa bu bakışa sahip olmazdı. Jin’in bu bakışını görmek nadir bir olaydı.

 

Kafenin kapısını açıp etrafına şöyle bir baktı. "Yine mi aynı insanlar yahu?" diye düşündü. Farklılıkları seven biriydi Jin. Biri bu düşüncelerini okusa direk "Madem aynı kişileri görmekten sıkıldın, o zaman neden hep aynı kafeye geliyorsun?" diye sorardı.

Jin öğrenci duvarına doğru yöneldi. Abercrombie & Fitch tişörtü kollarının kaslarını belirgin bir şekilde ortaya çıkarmıştı. Ara sıra gösteriş yapmak iyidir diye düşünmüş olmalıydı.

Öğrenci duvarındaki ev ilanlarına bakarken bir ilan ilgisini çekti. 4 + 1 190 metrekare ev için 300.000 Won isteniyordu. ( 300.000 W: 300 TL diye alabiliriz. ) Bu kadar geniş bir ev için neden böyle ucuz bir fiyat isteniyordu. Evin resmini de gördükten sonra merak iyiden iyiye kafasını kamçılamaya başlamıştı.

Itaewon’daki evi görmeye giden Jin ev sahibinde iyi bir izlenim bırakacağına emindi. 2 katlı müstakil ev oldukça güzel gözüküyordu. Bahçesindenki leylaklar ve mimozalar bir harikaydı. Jin’in o anda tek düşüncesi ev sahibinin kız çıkmamasıydı. İlanda telefon numarası vardı; ama böyle çok güzel bir evi kaçırmak istemiyordu. Daha iyi bir etki bırakmak için telefon etmeden ilandaki adrese gelmişti.

Kapıya doğru emin adımlarla giderken esprili mi olsam yoksa ciddi mi olsam diye ikilemde kaldı Jin. Zili çaldı; saçıyla oynamayı kesti.

Kapı açıldığından karşısında bornozla duran yaşıtı bir çocuk vardı. Tanrıya şükür erkekmiş dedi Jin. Vücuduna bakarak keşke erkek isteğim bu kadar belli edilmeseydi diye düşündü.

Çocuk sert bir ses tonuyla "Ne var?" dedi. "Ev için gelmiştim" sözleri çıktı ağzından. "Telefon diye bir şey icat edildi değil mi?" dediği sırada Jin afalladı. Ne bu asabiyet, neden birden çıkıştı diye düşündü.

"Şahsen gelmek istedim. Daha iyi bir etki bırakabilmek için" diyerek üste çıkmaya çalıştı Jin. Çocuk derin bir nefes alarak "O zaman bıraktığın etkinin sonuçlarını görmek ister misin?" diye sordu. Jin "Tabiki de" diye cevapladı.

Soruyu cevaplar cevaplamaz kapı suratına "Şakk" diye kapandı. Bıraktığı etkinin sonucu buydu.

Ve Jin, Lee ile böyle tanışmış oldu.

***

Sarang Hae Yo

Seul Belediye Binası şehrin merkezinde bulunan devasa bir yapıdır. Önündeki havuzda hafta onları aileleriyle gelen çocuklar eğlenceli saatler yaşarlar. Belediye Binası’nın çevresi tamamen eğlence için yapılmış yerlerden oluşmaktadır. Çeşit çeşit süs havuzları, piknik için ideal yemyeşil parklar, ateri ve karaoke salonları, manhwa ve manga cafeleri, bowling salonları.. 24 saatin yetmediği yerlerdendir burası.

Lee aceleyle Belediye binasındaki işlerini halletti biraz dinlenmek için Kwang-na parkına yöneldi. Amacı en sevdiği dondurma olan kivili-limonlu dondurmadan alıp güneşin tadını doyasıya çıkarmaktı.

Elinde belgeleri, sırtında çantası ve kulağındaki kulaklıkta çalıp ona eşlik eden Wonders Girls – So Hot ile yolda emin adımlarla yürüyordu Lee. Bronz teki güneşte parlayınca yoldakilerin dikkatini çekiyordu. Bir insanın dönüp dönüp bakacağı tipte biriydi Lee. Keskin bakışlı gözleri ve kısacık saçlarıyla karşısındaki çabucak etkileyebilirdi.

Dondurmacıdan dondurmasını aldı, parasını ödedi ve karşı tarafta yer alan parka doğru adımlarını çevirdi. Trafik lambasının kırmızı olmasını bekliyordu.

24, 23, 22, 21, 20..

Geriye doğru sayıları sayarken 20’de birden aklına bugün evine gelen çocuk gelmişti.

Kendisinden bir kaç santim uzundu. Yakışıklıydı biriydi. O sırada dondurmasının eridiğini fark etti, eriyen kısmını yaladı. Kendisinden böyle bahsetmesine rağmen Lee çocuğa sinir olmuştu. Telefon etmek bu kadar mı zordu? İnsan bir arar önce di mi? Ne bu patavatsızlık diye düşündü.

Sonra çocuğun sözleri aklına geldi: “Daha iyi bir etki bırakabilmek için bizzat geldim”

"Peh" dedi Lee. Çocuğun "Daha iyi bir etki bırakabilmek için kendimi de teslim edebilirim" gibi bir cümleyi bile kurabileceğini düşündü. Isınamamıştı ona. Belki kendisi de suçluydu, bir sinirle çocuğun suratına kapıyı kapatmıştı.

Tek neden çocuğun patavatsızlığı değildi. 2 Gün önce Itaewon’un ünlü barlarından birinde yaşadığı bir olay vardı Lee’nin. O olaydan sonra çevresindekilere daha bir değişik bakar olmuştu. İnsanları güvensizliği ya da yalancılığıyla daha çok ilgilenir olmuştu.

"Karşıma hiç düzgün insan çıkmayacak mı" diye kendi kendine hayıflanmıştı o gece yatağında Lee.

Parka geldiğinde her zaman oturmuş olduğu havuz kenarındaki bankın boş olduğu görüp sevindi. Hemen banka kuruldu, gelirken evinin oradaki pastaneden aldığı grissinileri çıkardı.

"Ah işte buna keyif derler, huzur derler" diye söylendi.

Grissini’den bir parçayı tam ısırmıştı ki karşısında onu gördü. Takip mi etmişti kendisini? Yoksa yine başının etini mi yiyecekti? Lee’nin aklına takılan biri vardı zaten, acaba bu çocuğunda aklına kendisi mi takılmıştı?

Aynı dakikalarda

Jin umarsızca etrafta dolanıp duruyordu. Aklına bu Salı gününde yapacak hiç bir şey gelmiyordu. Bir an önce ev bulmalıydı, zira okulun açılmasına 12 gün kalmıştı. Aradığı çoğu ev çoktan tutulmuştu.

Artık 3. sınıftı ve yurtta sürünmekten kurtulmalıydı. Evim diyebileceğim bir yere ihtiyacım var diye düşünüp duruyordu son zamanlarda.

Bu düşüncelerle birlikte aklına bugünkü kişi geldi.

"Ah ne sinir bozucu biriydi. Aptal insan. Ben bütün iyi niyetimle bizzat gelmişim kapının önüne, pisliğin bana yaptığı muameleye bak"

Sinirliydi, yatışması gerekiyordu. Her zaman sakinleşmek istediğinde yaptığı şeyi yapmak istiyordu yine: Kwang-san parkındaki havuzda yaşayan ördekleri beslemek..

Parka 2 dakika mesafe uzaklıktaydı zaten. Parkın önünde geldiğinde hemen oradaki dükkanlardan birinden yem aldı; parka girdi. Havuz başına doğru yöneldiğinde serap gördüğünü sandı.

Aynı gün içerisinde 2. kez o çocuğu görüyordu yine. Koskoca Seul’de dondurma yalayacak başka mekanın mı yoktu serseri diye düşündü, sonra çocuğun yüzüne bakarak yalancıktan gülümsedi.

10 dakika sonra

Lee ördekleri beslemiş Lee’de dondurmasını bitirmişti. 2 gencinde birbirlerinin akıllarından neler geçtiklerine dair en ufak bir düşünceleri dahi yoktu. Bu sessizliği Lee bozdu.

"Bakıyorum da bu koca şehirde daha da karşılaşacağız sanırım bu gidişle"

"Sanıyorum öyle olacak. Her ne kadar istesem de böyle bir şeyi.

"Haklısın. Ama ünlü bir söz vardır "adın her neyse" En çok görmek istemediklerini görürsün diye"

"Öncelikle adım Jin "adın her neyse 2" Ve buraya tamamen tesadüf eseri geldim. Ördekleri beslemek rahatlamamı sağlıyor"

"Benim adım da Lee. Demek öyle. Bugün yaptığım o davranıştan sonra beni burada gördüğünde üzerime çuvallanırsın diye düşünmüştüm halbuki"

"Medeniliğimi göstereyim dedim senin tam aksine. O, o grissini mi?"

"Hayır lolipop o. Neye benziyor sence. Bingo. Grissini"

"Hem de Felta’dan almışsın"

"Ee. Ne olmuş yani alamaz mıyım. Felta’nın yasaklı listesinde miyim?"

"O anlamda demedim be. 2 dakika bir dinlesen ölürsün zaten. Ben de Felta’ya giderim. Oranın grissinilerine bayılıyorum ben de"

"Ahh!! O zaman evlen benimle Jin. Ne kadar çok ortak yönümüz var. Hem eve de kira vermek zorunda bile kalmazsın artık haha"

"Şakacı şey seni. Dalganı geç sen. Zaten ukala biri olduğun uzaktan hemen anlaşılıyor. Kokusu senden önce ulaşıyor hemen"

"Bak bak bak. Ufaktan lafta sokarmış. Laf sokmalarını bir yana bırakıp, yanımdan ne zaman uzaklaşacağını söylesen keşke. Pek bir mesut olurdum hani"

"Şu ev konusunu adam akıllı konuşamaz mıyız? Sen ev arkadaşı arıyorsun, ben de ev. E daha ne o zaman?"

"Belli kriterlerim var Jin. Hangi üniversitede okuyorsun mesela?”

"Yonsei’de 3. sınıfım. Psikoloji okuyorum"

"Hmm güzelmiş. Bizim okulun en büyük rakibi hem"

"Seul’desin o zaman” dedi Jin.

"Aynen öyle. Madem konuşmak istiyorsun konuşalım o zaman. Ama oturmaktan sıkıldım, belediye binasında son bir işim kaldı. Oraya kadar yürüyüp konuşalım ne dersin?"

"Bana uyar Lee. Hadi gidelim"

2 genç belediye binasına doğru yol alıp ev hakkında konuşmaya başladılar. Ev arkadaşı olacaklar mıydı acaba. Olsalar bile onların Itaewon’daki o evde neler bekliyordu.

15 dakika sonra

Ev hakkında konuşan gençlerin anlaşıp anlaşmadıkları hala meçhuldü. Ev konuşması bitmiş yerine güncel sorunlarla ilgili çeşitli sorular gelmişti. Lee’nin son işini halletmesine 5 dakika kalmıştı. Zira 5 dakika sonra öğle tatili bitiyordu ve ilk numara Lee’ye aitti.

Belediye binasının meşhur büyük havuzunun kenarına gelen 2 genç hararetli bir tartışma içerisindeydi. Lee insanların iyi yaşamalarının tamamen kendilerine bağlı olduğunu, devletin sadece yan aracı olarak yer aldığını savunurken Jin; insanların yan aracı olduğunu ve devletin onların yaşamlarını iyi veya kötü yönde yönlendirdiğini savunuyordu.

Lee de Jin de ortak bir payda da buluşamıyorlardı.

"Hayır anlamıyorum yani Lee. Devlet yardımları nasıl yan aracı olabilir ki? Nasıl senin gözünü böyle bağlamışlar. Basbayağı belli olan bir şeyin tam zıttını nasıl böyle körü körüne savunabiliyorsun. Çok anlamsız, çok gereksiz" diye söylendi Jin.

Lee içinden "Demek anlamsız ve gereksiz ha" diye söylendi.

Havuz kenarından yürümeye başlarlarken Lee "Biliyor musun Jin, onca gereksiz ve anlamsız söylemlerinden sonra şu anda yapacağım/diyeceğim son şey çok anlamlı olacak bence" dedi.

Jin birazcık şaşkın bir yüz ifadesi takınarak "O nedir ki" diye sordu.

Sinsice gülen Lee "Hasta la vista" diyerek Gong’u havuza itti.

Dengesini tamamen kaybeden Jin sırt üstü havuza çakıldı.

Havuzda sırılsıklam olduktan sonra "Leeeee!! Seni piç. Bunu sana ödeteceğim. Lanet olasıca. Hadım edeceğim seni. Hayalarından tutup duvara asacağım. Adi herif!!!!" diye bağırıyordu.

Lee ise uzun zamandır böyle içten gülmemişti.

***

Michiyuki

Bu sırada Jen Ma ile Ewon Yong Belediye Binası’nın çevresindeki yürüyüş yolunda kağıt helva yiyerek koyu bir sohbete dalıp yürüyorlardı.

"Jen yapma böyle. Sana diyorum süper birisiydi. Kafayı yiyorum 2 gündür uyuyamıyorum, yemek yiyemiyorum. Anla beni lütfen"

"Hayır anlamıyorum Ewon. Yine ben, kandırıyorsun buna eminim. En son birini çok beğendiğini söyleyip bana gösterdiğinde 130 kiloluk bir travesti çıkmıştı karşıma. Bu saçma laflarını ve esprilerini kendine sakla"

"Ciddiyim bu sefer. Öyle böyle değil. Kağıt helvayı bile tehdidin yüzünden yiyorum şu anda. İçimden gelmiyor hiç bir şekilde. Bu kağıt helvayı büyük bir keyifle yemezsen Felta’da seni maskot yaparım diye tehdit ettim Daha ne yapayım"

"Haha senden de süper Tavşan olur hani. Kaslı tavşanım benim. Hadi bitir kağıt helvanı da havuzun oraya gidip ayaklarımızı serinletelim"

"Hala çocuksun var ya. Ayak serinletip ne yapacaksın o zaman. Ayak fetişi bir koca bulursun belki de kurtuluruz. Ahh tamam vurma yahu şakaydı"

Abla kardeş (aralarında bir yaş olmasına rağmen Ewon sinir etmek için Jen Ma’ya ara sıra abla der) havuzun kenarındaki yolun başına geldiğinde havuzda birinin olduğunu gördü.

Havuzdaki adam çıkıp mermere oturunca Ewon şaşkınlığını gizleyemedi.

Sadece "Bu o" diyebildi.

O sırada Ewon’un şaşkınlıkla karışık bir mutluluk yaşıyordu. Gözlerinin içi gülüyordu.

"Buldum seni. Buldum!!"

O anda Jen Ma’ya bahane bulması gerektiğini düşündü.

Ne olursa olsun onu kaybetmek istemiyordu bir daha. Bu yüzden de onu takip edecekti.

Ewon’un da dahil olacağı bir hayat başlıyordu.

Geriye sadece Jen Ma’nın katılması lazımdı.

1. bölümün sonu..

Not: Uzun süre önce yazmıştık, ben de ekleme yapmak istemedim ilk bölüme.

Artık 2. bölümden sonra biraz ekleme yaparım.

Reklamlar
2 Yorum leave one →
  1. Ece permalink
    15 Temmuz 2012 21:36

    Gercekten ilginnc bir basligi var.Neler olacagini merak ediyorum.Cok guzel yazmissin eline saglik canim~

  2. buse permalink
    13 Nisan 2013 10:51

    devamı gelmicekmi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: