Skip to content

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 11. Bölüm

13 Ağustos 2011

11. Bölüm

“Yoluma Devam Ederim”

Ewon gözyaşlarıyla sulanan yüzünü kaldırarak Ga In’e baktı. Damlacıklar yüzünden biraz buğulu görüyor olsa bile kızın güzelliği tartışılmazdı. O an içinden garip bir şey hissetti. Şu anda vücuduna beyni değil, kalbi yön veriyordu sanki. Bilekliklerle dolu sağ eli yavaşça hareket ederek kızın kafasına dondu. Git geller ile beraber saçlarını yavaşça okşamaya başladı.

JYJ – Long Way

Ga In garip hissediyordu. Ewon eliyle saçlarını okşarken ne tep vereceğini bilmiyordu. Peki neden böyle bir şey yapıyordu şu anda? Karşısında yakışıklı hem kalbini, hem de aklını allak bullak etmede büyük bir ustaydı. Cesaretli olmalıydı ama şimdi. Belki de bir adımdı bu. Cevabını vermesi gereken bir adım…

Bunları düşünürken bir yandan da cebinden çıkardığı mendili Ewon’un yüzüne yaklaştırdı. Mis gibi lavanta kokan bu beyaz güzellik Ewon’un gözünde buğusunu alma görevini üstleniyordu. Ga In Ewon’ bir porselenmiş gibi narin davranıyordu. Hayatı boyunca yeterinde kırılmıştı çocuk, ama paramparça olmasına asla izin vermeyecekti.

Ewon’un ağzından kısık bir şekilde “Teşekkürler” kelimesi çıktı. Başını eğmişti, şimdi göz göze gelme zamanında. Çocuğun yanaklarından tuttu ve başını yavaşça yukarı kaldırdı. Romantik, masum, ürkek, şehvetli, mutlu ama en önemlisi aşık gözlerdi Ga In’in kahverengi taneleri. Ewon acaba anlamış mıydı? Onu terk etmeyeceğini kavramış mıydı? Ne olursa olsun yanında kalacağım dediğinde inanmış mıydı? Bu soruların cevabını merak ediyordu Ga In, hem de deli gibi.

Dudaklarından sözcükler aniden dökülüverdi Ewon’un. “Be, ben ne yaptığımı bilemedim Ga In. Öncelikle bunun için özür dilerim. Tutamadım kendimi, engel olamadım. Birden oldu, gözyaşlarım sözümü dinlemedi” dedi.

Ga In hala bu güzel yüzlü çocuğun yanaklarını tutuyordu elleriyle. Masum bir ses tonuyla “Sorun değil, hem de hiç değil. Benim yanımda rahat olabilirsin, “kendin” olabilirsin Ewon” diyerek gözyaşlarını silme işlemini bitirdi.

Ewon ayağa kalkarak üstünü başını düzeltti. Mendili tekrar cebine koymak için götüren Ga In’i durdurdu.

“Mendili ben alıyorum. Yıkayıp geri vermek istiyorum sana ve hayırı cevap olarak kabul etmiyorum”

Bunu dedikten sonra atik bir hamle ile eğilerek mendili kapıverdi. “Görüşmek üzere Ga In. Sana iki şey itiraf edeceğim. Sen gerçekten çok iyi birisin. Mi Na için yaptıkların, benim için yaptıkların paha biçilemezdi”

Ga In uzaklaşan Ewon’a bağırarak teşekkür etti. Ama genç çocuk devam ediyordu.

“İkincisi itirafım geliyor şimdi. Mendili asıl almamın nedeni seni bir daha görmek için kendi kendime bunu bahane olarak kullanmam, haberin olsun istedim” sadece dedi ve arkasını dönerek hızla koşmaya başladı. Bir yandan da eliyle görüşürüz hareketi yapıyordu.

Ga In olduğu yerde resmen çakılı kaldı. Ufacık kasları bile hareket etmiyordu, tam bir poker surata bürünmüştü şu anda. Ewon ne demek istemişti. Kendi kendine “yoksa beni görmek için, benle beraber vakit geçirmek için mi?” diye sordu ve olduğu yerde deli gibi zıplayıp çığlık atmaya başladı.

Yoldan geçenler hiçbir zaman bu kızın neye bu kadar sevindiğini öğrenemeyeceklerdi.

***

Lea tam parti havasına bürünmüştü. Giydiği süper mini eteği büyük bir ustalıkla taşıyordu. Frikik vermesi imkansız gibiydi, “hatta bu etekle ve topukluyla koşabilirim bile” diyordu içinden.

Çifte kumruların akşam yemeğe çıkacağını öğrenmiş ve onlara eşlik etmeye karar vermişti. Lea’yı birazcık da olsun tanıyanlar bu yemekte neler olacağını kestirebilirdi.

Seul’de bulunan Paradise Restoran, yemek seçimi için oldukça güzel bir yerdi. Ji Hoo ilişkilerin harika gitmesinin şerefine Mi Na’yı buraya getirmişti. Masalarında içecekleri şarabı bekleyen ikili koyu bir sohbet içerisindeydi.

Mi Na masadaki çatal ve bıçaklara bakarak söyleniyordu “Oha diyorum, bu ne yahu böyle? Her bir şey için ayrı ayrı şeyler var. Ben bir çatal, bir bıçak, bir de kaşık kullanmaya alışığım. Parkta plastik şeylerle gösterdiğin ders bunun içindi demek, rezil seni” diye çıkışıyordu sevgilisine.

Ji Hoo’nun keyfine diyecek yoktu, oldukça mutluydu. Dudağını büzerek “Bir kereliğine buraya geldik. Salaş yerleri sevdiğini biliyorum. Söz yarın sahildeki balıkçıya gideriz. Soju eşliğinde vur patlasın, çal oynasın yaparız”

Mi Na yelkenleri yavaş yavaş suya indirecek gibi gözükmüyordu. “Bana ders verdin, hatta bardaklara bile girişmiştik parkta. Neden sana uydum bilmiyorum Ji Hoo” dedi.

İkili hararetli bir şekilde konuşurken yanlarından geçen bir yabancı “İpek Ongun” dedi ve güldü. Giden yabancının arkasından ikisi de sadece bakmakla yetindi. Ne demek istediğini anlamamışlardı.

Şarapları geldiğinde Ji Hoo önce tadımlık olarak bardağına istedi ve kokladı. Daha sonra başıyla onayladığını belirtti ve sevgilisine döndü. “Burada soju var ama sen tek markanınkini seviyorsun. O yüzden beğenmezsen yemekleri filan, çantada bir şişe var. Açarız onu içeriz bebek” dedi ve göz kırptı.

Mi Na dik dik bakıyordu şimdi. Dudakları sevgilisine sen öldün diyordu. “Bana bebek deme. Çok pis Amerikan filmi göndermesi yaparım haha. Bebek lafını kimlere dediğini iyi biliyorum” dedi ve kıçını döndü. Gülmemek için zor tutuyordu kendini. Ji Hoo’ya böyle yüklenmek çok hoşuna gidiyordu, keyfine keyif kapıyordu.

Ji Hoo amalarken onu işaret parmağıyla susturdu, sandalyesini yanına çekti ve öpmeye başladı. Başlarından garson dikilirken eliyle adama “bir” yapıyordu Ji Hoo. Bu ani öpücük ile eli ayağına dolanan Ji Hoo şarabından içmek istedi ama üzerine dökebildi sadece.

Mi Na artık sesli gülüyordu. “Nevrini döndürdüm yine. Ah çocuk, sen bana gerçekten aşıksın. Bunları gördükçe daha iyi anlıyorum”

Ji Hoo hemen izin isteyip lavaboya dönerken Mi Na arkasından “Seni seviyorum” diye bağırdı.

Bunu duyduğu gibi yanından geçtiği sandalyeye takılıp yere düştü Ji Hoo. Kendini toparlamak isterken iki kelime yüzünden dağılıp duruyordu. Ama ne kadar düşse de, ne kadar canı yansa da şu anda inanılmaz mutluydu. Anlat deseler tarif edemeyecek kadar mutluydu hem de.

***

Restoranın girişine üstü açık spor arabasını park eden Lea eliyle valeye “gel gel” yaptı. Arabasının anahtarını attığı gibi sadece çantasını alarak restorana girdi. Girişte kendisine rezervasyonu olup olmayan görevliye dediği cümleler durumunu ortaya koyuyordu.

“Restoranın sahibine rezervasyon mu soruyorsun? Herhalde sana iş çok, atılmayı istiyorsun sanırım”

2NE1 – Hate You

Görevlinin surat ifadesi birden değişti. Restoranın Park ailesine ait olduğunu biliyordu ama sadece şirket başkanını tanıyordu. Lea adını söyledikten sonra görevli özürler dileyerek hemen en şık ve önemli müşteriler için boş bırakılan masalardan birine götürdü kendisini.

Masaya oturduğu gibi etrafa bakmaya başladı. Orta masalardan birinde yalnız olan Mi Na’ya kenetlendi gözleri.

“İşte oradasın”

Ji Hoo’nun yeri boştu. Lavaboya filan gitmiştir diye düşündü. Bu fırsatı iyi değerlendirmeliydi. Yavaşça ayağa kalkarak Mi Na’nın oturduğu masaya doğru hareket etti. Yüzünden güller açan kız kendisine gelen oldukça şık hemcinsini gördüğünde önce şaşırdı.

Masaya gelen Lea “Pardon, ben buranın sahibiyim. Sizin gibi restoranımızda eğleniyor görünen müşterilerimize memnun olup olmadıklarını soruyoruz. Size de sorabilirim değil mi?” diyerek sazı Mi Na’ya verdi.

Mi Na bu garip bakışlı güzel kadının sorduğu soruya ne vereceğini bilemedi. Böyle lüks yerler ona göre değildi, alışık olmadığı için rahat edemiyordu bir türlü. Ama yine de memnun olduğunu belirterek ekledi. “Restoranınız gerçekten çok şık. Bu konuda paraya iyice kıyılmış ve ortaya harika bir şey çıkmış. Sevgilim de oldukça seviyor burayı. Israr etti beni getirmek için”

Karşısındaki kişi sevgilim deyince ellerini sıktı Lea. Yavaşça Ji Hoo’nun olduğu koltuğa oturuverdi Mi Na’nın garip bakışlarına rağmen. Ve sonra yine soru geldi.

“Sevgilinizle geldiniz demek? Ne Güzel. Şanslısınız, her erkek böyle bir yere getiremez kız arkadaşını” Alttan alttan gülüyordu şimdi. Ji Hoo’nun eskortluğu bıraktığını biliyordu, bu durum da maddi geliri bayağı bir düşmüş olmalıydı. Bir keresinde yataktayken kendisine “hiçbir zaman ailesinden para istemediğini ve istemeyeceğini, bunun da bir nedeni olmadığını” söylemişti. O günden beridir Lea, kendi ayakları üzerinde kirli bir şekilde de olsa duran bu adamdan daha da hoşlanmaya başlamıştı.

Ji Hoo arabasındaki yedek pantolonunu aldı ve tuvalette değişti. Temizledikten sonra artık onun için geri dönme zamanı gelmişti. Tuvaletten çıkıp masalarını doğru ilerlediğinde ağzı bir karış kalmıştı.

Sesli bir şekilde “Olamaz!” diye seslendi. Eli ayağı boşalmıştı sanki, saniyede büyük bir başarıyla ter üretmeyi başarmıştı. Şimdi de soğuk terler döküyordu. Hızlıca masalarına doğru ilerlemeye başladı. Mi Na ve karşısındaki kızın yanına gelince nefes nefese kalmıştı bile bu kısacık yürüyüşte. Kalbi normalden hızlı atıyordu, beyni birazdan olacak olan sahneleri düşündükçe midesine kusma emri yollayıp duruyordu.

Kafasını kaldıran Lea, Ji Hoo’yu anlamlandıramadığı bakışlarla kesiyordu. Mi Na sevgilisine seslenerek “Hanımefendi restoranın sahibiymiş” dedi.

Ji Hoo’nun ağzından sadece “s” harfi çıkıyordu. Lea için artık şov zamanı gelmişti. Üzerindeki şalı biraz önce oturmuş olduğu sandalyeye fırlatarak göğüs dekoltesini ortaya çıkardı.

Topukluklarını sertçe yere vurarak Mi Na’ya doğru dönen Lea “Ayrıca Ji Hoo’nun da eski sahiplerinden biriyim” dedi.

Ji Hoo bu sırada ellerini birleştirmiş, dua etmekle meşguldü. Önce bu kızlardan biri yanacak, sonra ise kendisi kavrulacaktı.

Mi Na da artık ayağa kalkmıştı. Kızın ne demek istediğini iyi biliyordu. Aslında böyle bir olayı bekliyordu ama biraz çabuk olmuştu sanki. Karşısında elbise giymeyi unutmuş olan bu şıllık Ji Hoo’nun eski müşterilerinden biriydi. Ayrıca bir eskortun ilk kuralını çiğnemişti: Asla yattığın erkeğe aşık olma, üzülürsün.

Erkekler birbirlerine diklenirken kafalarını tokuştururlardı, ortamın gerginliğini de anlatmak için “kıvılcım çıkıyor sanki” denirdi. Kızlar da ise durum farklıydı. Burada kafa yerine göğüs tokuşturuluyordu. Ve birazdan bu göğüslerden kesinlikle alev çıkacaktı.

Mi Na sinirli bir şekilde “Ne diyorsun sen be? Ne sahibi? Malın mı o senin sanki?” diye diklenmeye başladı. Sinirlenmişti, iki dakika önce dünyanın en mutlu insanlarından biriyken, şimdi gelen sürtük bütün keyfini kaçırmıştı.

Lea ise daha beterdi ondan. “Sahibiyim, bunu da deme hakkına sahibim. Tam 12 kez yattık biz. Altlı üstlü, bacak aralı, omuzlu her pozisyonu da denedik. Bir keresinde bütün hafta sonu yataktan çıkmadık. Yemek yedik, ihtiyaç giderdik, seks yaptık. Birisi onun sahibi ise eğer, bu kesinlikle benim”

Mi Na’nın gözü dönmüştü. Karşısında sevdiği insanlar umursamadığını söylediği o geçmiş hakkında neler diyen biri vardı. Ve aslında umursuyordu, sadece karşısına çok daha geç çıkacağını düşünmüştü.

Dizlerinin bağı kopmuştu Ji Hoo’nun. Ortamı yumuşatmak için büyük bir cesaret örneği gösterdi ve konuşmaya çalıştı.

“Kızlar yapmayın, burası bir restoran. Rezil oluyoruz”

Mi Na “sen öldün” gözleriyle bakarken, Lea görevliyi çağırıp restoranın kapatıldığı talimatını verdi. Garsonlar diğer bütün müşterileri dışarıya doğru çıkarmaya başlamıştı bile. Sonra da Ji Hoo’ya dönüp “Artık rezil olmayız aşkım, biz bize kozları paylaşırız” dedi.

“Sen ne manyak bir şey çıktın be! Kim oluyorsun he! Eskide kalmış paralı sürtüğün tekisin. Benim sevgilim o, benim! İstersen 122 kere yap, beni sevdiğini söyledi, bana aşık olduğunu kulağıma fısıldadı. Sana ne fısıldadı “şimdi ödeme zamanı”ndan başka?”

Açmıştı ağzını Mi Na. Sevgilisi bile bu kadarını tahmin edemiyordu. Birazcık rahatlamış olduğunu düşünüyordu. Cümleler ağzından birden çıktı, en azından patır patır vurmuştu.

Ama Lea bunlardan etkilenecek türde biri değildi. “Bugün senin, yarın tamamen benim güzelim. Bu işlerin nasıl olacağını hiç bilemezsin. Hem içimdeyken bana da sevgilim, bir tanem diyordu. Senin garajın daha kapalıdır kim bilir hahaha” diyerek sinir bozucu kahkahalarını atmaya başladı.

Ji Hoo ortamı sakinleştirmek için sevgilisinin omuzlarını tutmak için hamle yaptı ama Mi Na’nın çığlıklarına maruz kaldı “Ya! Bütün bunlar senin suçun, söz vermiştin bana geçmişinin karşıma çıkmayacağına dair. Böyle mi sözünü tutuyorsun sen?”

Ne diyeceğini bilemiyordu artık Ji Hoo. Sandalyesine sünüp öylece kalakaldı. Mi Na taşlarına devam ediyordu.

“Sana gelince. Ne karın ağrısısın bilmiyorum ama denyo karının teki olduğun belli. Anlamıyor musun lan takıntılı şizofren. Sen bokunda boncuk bulsan ona bile aşık olursun, sevginin ne olduğunu zerre bilmeyen sürtük”

Artık resmen bağırıyordu Mi Na. Güzel bir gün yaşamayalı çok olmuştu, tam huzura erdim derken akşamlarının içine edilmişti. Elleri titriyordu, elini saçına dolamamak için kendini zor tutuyordu.

Lea ise karşısında bu lafları duyunca birden kahkaha atmaya başladı. Topuklularını yere sertçe vurarak “İstediğin lafı diyebilirsin. Bunlar beni zerre etkilemez, kırmaz. Ji Hoo’dan nasıl hoşlanıyorsan ben de aynı duyguları besliyorum. Ve bunun için de savaşmam gayet doğal bir şey. Kendine hakim olamayarak bu tarz şeyler yapman çok çocukça” diyerek gülmeye devam etti.

Ne yapacağını biliyordu Mi Na. Bu sözler beyninde yankılanırken yan masalarında doğum günü için getirilmiş olan pastayı aldı ve koşar adımlarla Lea’nın yanına gelerek suratına yapıştırdı.

Gayet büyük olan pasta Lea’nın suratında patladığında Ji Hoo konuşma yetisini kaybetmişti. Sadece gayet şaşkın gözlerle bakabiliyordu. Lea ise suratındaki pastayı temizleyip tadına bakmakla yetindi. İlk defa sinirlenmişti. Böyle ucuz biri kendisine ne yapmıştı. Şimdi intikam vaktiydi. Ne yapacağını düşünmek için etrafına baktığında hemen aklına bir şey geldi.

Restoranda yalnız kalmadan önce biraz gerideki masalardan biri şampanya istemişti. Daha açılmamış olan şampanya şişesini aldı ve sallayarak Mi Na’ya doğru tuttu. Suratına doğru patlatacaktı, tam olarak yapacağı şey buydu. Mi Na suratında bir mantar tıpa izi istemediği için hemen masalarındaki kaşığı alarak şişeye doğru fırlattı. Şişe tam patlamak üzereyken kaşıkla çarpıştı ve patlayan tıpa yön değiştirerek Ji Hoo’nun suratı ile bütünleşti. Şimdi her şey daha da karışmıştı. Ji Hoo iki kaşının ortasını tutarak “Ah!” diye bağırdı.

Mi Na sevgilisinin iyi olup olmadığı kontrol etmek için yanına giderken Lea onu durdurdu ve şişede kalan şampanya kafasında aşağı boca etti.

“Ne yapıyorsun sen?!’”

Lea homurtu dolu ses çıkardıktan sonra konuştu “Pasta atarken iyiydi değil mi? Çekil şuradan, Ji hoo’ya bakacağım”

Artık canına tak demişti Mi Na’nın. “Anan güzel mi senin? Defolup git artık be!”

Suratına karşı tükürüklü bir şekilde bağırdıktan sonra Lea’nın üzerine atladı. İki kız saç saça, baş başa bir kavgaya tutuşmuştu. Ji Hoo müthiş bir baş ağrısına rağmen gözlerini açarak onlara bakıyordu. Aklının iyi köşesi gidip onları ayırmasını söylüyordu. Kötü kısım ise zaten kendisinin zor durumda olduğunu, üstüne iki güzel kızın kendisi için kavga ettiğini söyleyerek oturup izlemesini istiyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. En son ayakta zorlukla duran Lea’nın ayakkabısını çıkartıp Mi Na’ya doğru fırlattığını gördü. Önünde duran sevgilisini kaçmak için başını eğince topuklu demin tıpanın çarptığı yere ölümcül darbeyi vurdu.

***

Đông Nhi – Ngọt Ngào (Sweet)

Lion çalışma masasının üzerindeki laptopta gelen maillerine bakıyordu. Arkasındaki yatakta Tae Sub uzanmış üzüm yiyordu. Mailine cevap yazarken Tae’nin “Hey” diye seslenmesine arkasını döndü. Tam sevgilisine bakacağı sıraca Tae Sub “yakala” dedi ve bir üzüm tanesini fırlattı. Lion oldukça atletik biriydi, anında üzümü yakalayarak mideye indirdi. O sırada Tae Sub “işte benim sevgilim” dedi masum gözlerle.

Sevgilisinin yanına atlayarak dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu Lion. “Şu maillere cevap yazmayı bitireyim, sonra sabaha kadar Friends keyfi yapacağız beraber”

Tamam anlamında başını salladı aşık olduğu insan. Lion bilgisayarın başına geri dönerken aklına Ewon geldi. 3 gün düşünme süresi istiyorum diye garip bir şey çıkmıştı parktaki konuşmaları esnasında. Üç gün dolduğu halde Tae Sub haber vermemiş, üstüne bir de telefonunu değiştirmişti. Ewon’u tamamen unutacaktı, bu zamana kadar yanında olan kişi Lion’du. Onu seviyordu, kendisini tamamen o hak ediyordu. Bunları düşünürken kalbinde bir ağrı, bir üzüntü hissetmedi. İşte Tae Sub o andan itibaren sadece Lion’la olacağına artık daha emindi. Bunu kesinlikle anlamıştı.

“Ve bitti!’”

Lion mailleri cevaplamayı bitirmişti. Artık sevgilisinin yanına uzanabilirdi. Çilek ve pudra şekerine uzandı. Tae Sub’un burnuna biraz şeker sürdükten sonra diliyle yalayarak çileği ağzına attı. “Bunu yapmayı çok seviyorum” şeklinde bir cümle çıktı ağzından, çocuklar gibi söylemişti. Tae Sub sevgilisinin başını göğsüne yasladı, yanaklarını okşayarak "İyi ki varsın” dedi.

Ani bir hamle ilke yatakta doğrulan Lion “O zaman seni bu gece namnamnam diye yememe izin ver, olmaz mı?” dedikten sonra yalvaran gözlerle baktı. Tae Sub’ta bir an olsun kabul etmeyi düşündü, sonra o düşünceyi kafasından çıkartıp çöp kovasına attı.

“Olmaz. Friends izleyeceğiz diye anlaştık. Yeme meraklısı kurabiye canavarı seni” diyerek gülmeye başladı.

Lion önce gözleri devirdi, sonra ise “Sen olduğun müddetçe yanında ben bir ömür boyu Friends izlerim” dedi. Deminki pozisyonunu alarak ilk bölümü açan bir sevimli ikili, uzun dizi maratonlarına başlamıştı.

***

Ertesi gün tek başına yola çıkan biri vardı. Seul dışına doğru gidiyordu. Tarlaların arasından geçerken havanın ne kadar güzel olduğunu düşünüyordu. Güneş yüzünü ısıttıkça o da çıktığı bu engebeli yolculuğun kendisini fazla üzmeyeceğini hissediyordu.

İstediği yere sonunda varmıştı. Araçtan indikten sonra yavaşça dev binanın içine doğru ilerledi. Kimlik kartını göstererek içeri girdikten sonra ziyaretçilerin beklediği bölüme geçti. Sürekli etrafına bakıyordu, eliyle oturduğu masaya şekiller filan çiziyordu. Düşünmek istemiyordu hiçbir şey, bu yüzden sürekli kendini oyalayacak bir şeyler yapmalıydı.

Görevli kapıyı açtı ve gencin görüşeceği kişiyi getirdi. Hala buraya alışamamıştı, o kadar çok demir parmaklıklar vardı ki rahatsız oluyordu. Beklediği kişiye masaya oturunca daha da yaşlandığını düşündü ilk olarak. Yüzündeki derin çizgilerin hepsinin nedeni burasıydı. Dışarıdayken neşe dolu olan karşısındaki insan, burada çökmüştü. Bu hapishane onu yavaş yavaş bitiriyordu.

“Merhaba baba. Ben geldim” dedi sadece.

Bigbang – Lies

11. Bölümün Sonu..

Reklamlar
6 Yorum leave one →
  1. 14 Ağustos 2011 00:39

    güzel güzel^^
    finale kaç bölüm kaldı bilmiyorum ama heyecanlı gidiyor 🙂 ayrıca şunu da belirteyim, ben hala Ewon’u seviyorum 🙂

    ellerine sağlık çingu, bir sonraki bölüm için çok bekletme 😀

  2. 14 Ağustos 2011 21:09

    daha çok bölüm gelsin daha çabuk gelsin istiyorum hatta her gün yenisi gelsin istiyorum 🙂 sonraaa ewonla ji hoonun arasındaki şey artık ortaya çıksın istiyorum,lea gitsin istiyorum:)demir parmaklıklar arkasındaki kim?ziyaret eden kim??bunların cevaplarını isityorum:)bi deee ewon-tae sub-lion nolcak bu 3lümüz merak ediyorum 🙂 ewon’u bende alabilirim bu arada sorun değil 😛 şimdi de genel yorum : hikaye gene güzeldi çingu:) sevdiğim bir parçayla açılış yaptı ve en sevdiğim grubun sevdiğim şarkılarından biriyle kapanış yaptı 🙂 ellerine sağlık diyorum ve yeni bölümü 4gözle bekliyorum:)
    cinnet

  3. 06 Ekim 2011 08:06

    Uykusuz bir gecede tek çırpıda okunabilecek kadar akıcı, ilgiyi hiç eksik etmeyecek kadar merak uyandıran bir öykü. Ellerine sağlık

  4. 23 Kasım 2011 17:03

    Hikayene 1 kaç gün ara vermiştim.Daha doğrusu okumaya ara verdim. ^^
    Az sonra 12. bölüme geçicem ama bu bölüme yorum yapmadan gidemedim.Kavga sahnelerine bayıldım.Bözümde canlandı hepsi.Bu arada Lea’nın karakteri tam bir sürtük gerçi bu yazmadaki başarından kaynaklanıyor.W ve Mina çabuk aşk böceği oldular sanki yüzeysel gerçiyorsun ilişkilerini gibi geliyor.
    Tae ve Lioncuyum ben Ewon girmesin araya lütfen.Gain ile gayet güzel çift olur onlar.
    Gain’de Ewon’u kafaya taktığından beri ayık gezemiyor..Ellerine sağlık 🙂

  5. 30 Kasım 2011 12:09

    Çok teşekkür ederim arkadaşlar, mutlu ettiniz 🙂

  6. minekibuu permalink
    15 Şubat 2012 19:07

    Final için kesin targım (sonra döner bunları yutarım tamam); Ewon’un babası, hapishanede ve Ewon onu görmeye geldi. (babası çıkınca eskortluğu bırakacak ve çıkmasına az kaldı ayrıca). Babasının içerde olmasına neden olan olaylarda W ve ailesi yüzünden. ama olay ne onu bilemem. (son cümlede baba diyormuş, onu okumadan atlamışım :P)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: