Skip to content

Video Aşkı – (One Shot)

09 Ağustos 2011

     Sabaha karşı uykum gelmediği için aklıma estiği gibi hemencecik yazıverdim.

Ve şimdi de size sunuyorum, buyurun fırından yeni çıktı 🙂

 

Video Aşkı

Oyuncular:

Lena: Suzy

Jihoo: Taecyeon

VLOG..*

Duygularımın ona ulaşmamasından dolayı kafayı yiyeceğimi düşündüğüm bir günde keşfetmiştim bu siteyi. Çoğunluk bloğuna yazı yazarken, bu sitenin amacı videolar ile güncelleme yapmaktı. Kalemimin ucu kırık olduğu için ben de sözlerimi döktüm bloguma. Böyle doğdu Lena’nın günlüğü..

“Vücudumda gram fazlalık yok. Her şeyim yerli yerinde. Yolda giderken insanların dönüp bir kez daha bakmalarına oldukça alışkanım. Hitap ettiğim kesim resmen bana “bayılıyor” Mutlu olmalıyım değil mi? Ama değilim, nedeni ise bugün anlatacağım hikayede gizli.

Yastığıma kafamı gömdüğüm halde hala aklımda Jihoo vardı. Bir bakıyorum kızgın çöllerde yanıyorum onu düşünüce, birazcık vakit geçince bu sefer kutup soğuğuna yakalanmış gibi oluyorum. Sınıfı girip onu gördüğümde dünyanın en salak insanına dönüşüyorum. Elim kolum birbirine dolaşıyor, kekelemeye başlıyorum. Dışarıdan biri bu sahnelere tanık olsa hayatta sınıf birincisi olduğuma inanmazdı.

Jihoo’ya açılamamamın nedenini bloğumda anlatmıştım. Belki çok klişe gelecek ama, ben onu sevmeyi seviyorum. Gidip itiraf ettiğimde ret cevabı alırsam bir daha onu sevme hayalleri bile kuramam, buna eminim. Belki de korkmamı böyle kamufle ediyorum, kim bilir?

Son zamanlarda yaptıklarıma kendim bile anlam veremiyorum. Daha iki gün önce cesaretimi toplayıp okul çıkışında bir şeyler içmek için davet etmiştim Jihoo’yu. Tabi yedi kişi ile birlikte! Ama o kadar kalabalık arkadaş grubu olduğu halde son ders biter bitmez eve geldim. Neden böyle yaptığımı inanın bilmiyorum. Sanırım bugünlük burada yeter, daha anlatacak çok şeyim ne de olsa.

Anlatmaya devam ederken yorumlar gelmeye başladı.

“Bence onu unutmalısın Lena, senin gibi bir güzelliği nasıl olur da fark etmez?”

“Kızım sana diyorum, denizde başlık çok. Ne yapacaksın seni görmeyen birini. Bastır derim, elini sallasan mükemmellere çarpar bu fiziğinle”

“Bence o da senin gibi Lena. Utangaç ve ürkek olduğu için yanaşmıyor. Ağzını aramalısın, sadece bunu derim”

Yorumları okurken son geleni ise kopmama neden oldu.

“Oha diyorum sana! Madem bir şeyler içmeye gitmedin, o zaman ben seni davet ediyorum. Sayın güzellik, benimle bir şeyler içer misin?”

Bir an “evet” diye cevap yazsam dedim ama o sırada aklıma yine öküz geldi. Laptopu kapatarak olduğu yere yığıldım tekrardan.

Edebiyat dersinin saati yaklaşıyordu. “Artık evden çıkma zamanı” diyerek converselerimi giydim ve dışarıya adımımı attım. Bu güzel Mayıs gününde yalnız olmak gerçekten çok sıkıcı, dünyanın en mutlu insanı olabilecekken ben kahırdan ölmeyi seçtim diye kendi kendime kızarak okul yolunu tuttum.

Okula 10 dakikalık yürüme mesafesinde oturuyordum. Buna rağmen Jihoo’yu daha fazla görebilmek için hep erken gidiyordum. Büyük kapının önünden geçerken gözlerim yine o güzelliğe kapıldı. En yakın iki arkadaşıyla beraber amfiye doğru yol oluyordu. Seslenmek için ağzımı açtım ama kelimeler çıkmadı, sanki zinciri vurulmuşlar gibi içeride kaldı.

O anda gerçekten sinirlendiğimi anladım, kendime inanılmaz kızıyordum. Sanki içimde aktif bir Etna vardı. Sinir katsayım yükseldi ve kendime okkalı bir tokat attım. Etraftakilerin şaşkın bakışlarına delici gözlerimle baktım.

“Artık yeter!”

Kendime gelmemi sağladığını düşünüyordum bu patlamanın. Şimdi Jihoo’nun yanına gidecek ve dünyanın bokta konusunu seçecek olsam bile bir konuşma başlatacaktım. Genç olabilirim ama zamanı sanki atlılar kovalıyordu. Göz açıp kapayıncaya kadar saçlarımın ağarmayacağı ne malum? Hem okul bittikten sonra Jihoo’yu bok görürdüm.

Öyle bir gaza geldim ki anlatamam. Koşar adımlarla binanın içine girdim, hışımla merdivenleri tırmandım. Amfiyi açtığım gibi radarlarım hemen onu tespit etti. Bu kadar hızlı hareket ettiğim için terleyen yerlerime deodorant sürdüm önce tabi. Biz kızlar her zaman güzel kokmalıyız ne de olsa. Kendime son kez çeki düzen verdim ve arkadaş grubumun arasına daldım.

“Tünaydın Jihoo. Tünaydın adını bilmediğim yakın arkadaşları”

Şaşırmış iri gözlerle bakan Jihoo hemen eski haline geri döndü ve “Tünaydın” diye karşılık verdi.

Sakın olmalıydım. Kalbimin hızlı çarpmaması için bir şeyler yapmalıyım. Yoksa onlar diye duyacak, buna eminim. Altı üstü tünaydın dedi, ne bok yemeye heyecanlanıyorsun diye içimden düşünmeye devam ediyordum.

Fazla düşünmüş olacağım ki Jihoo’nun sorduğu “Nasılsın” sorusunun tekrarlanmasına neden oldum.

Yalandan sakinmiş numarası yapmaya çalışarak “İyiyim, gayet iyiyim. Sizi sormalı?” diye resmi bir şekilde cevap verdim.

Havadan sudan gerçekleştirdiğimiz muhabbet devam ettikçe rahatladığımı hissediyordum. En azından kalbim Dok Go Jin’inki gibi atmıyordu.

Bu sefer söze ben başladım. “Aynı sınıfta olmamıza rağmen hiç sohbetimizin olmamasına şaşırıyordum son günlerde. Bu yüzden gelip bir selam vereyim istedim”

Sanki şartlanmış gibi hep bir ağızdan “İyi yapmışsın” cevabını almıştım.

Arkadaşlarının bizi yalnız bırakmasını istiyordum şimdi, ama bu gerçekleşmeyecek gibiydi. Yine bir yalan söylemem gerekecekti. Uygun bir mazeret bulabilirdim.

Masum gözlerle Jihoo’ya bakarak “Havalar gerçekten çok sıcak. Su almaya ineceğim kantine, bana eşlik eder misin?” deyiverdim.

Demez olaydım! Arkadaşlarından biri hemen çantasından çıkartarak açılmamış şişedeki suyu uzattı.

“Daha 5 dakika önce aldık. Gördüğün gibi açılmadı bile, içebilirsin” dedi.

İçimden sövüyordum. İnsanların da iyilik yapacağı tutmuştu. Madem bu planım tutmamıştı, hemen yenisini ortaya atmalıydım.

“Jihoo. Profesör Na’nın odasına ödev hakkında soru sormaya gidecektim. Eminim senin de sorun vardır. Hadi beraber gidelim!” dedim bu sefer.

Aldığım “evet” cevabıyla havaya uçmuştum. Ayağa kalkan Jihoo şimdi gözüme daha da yakışıklı ve masum gözüküyordu.

Tam beraber amfiden çıkacakken yine o “iyilik meleği(!)” arkadaşı konuşmaya başladı.

“Durun arkadaşlar, şimdi hatırladım. Profesör Na bugün izinliymiş, okulda yok. Ben de geldiğimde uğramıştım odasına. Kapısındaki kağıtta yazıyordu”

Lanet olsun! Nedir benim bu çektiğim? Saçlarımı tuttuğumu bana böyle dik dik baktıklarından anlamıştım. Jihoo yerine geçtiğinde bizi alıkoyan arkadaşına içimden ana avrat sövüyordum .

En sonunda dayanamadım ve “Jihoo seninle yalnız kalmam gerek. Önemli bir şey söyleyeceğim” dedim.

Bunu duyar duymaz boncuk gözleri irileşmeye başladı. Elinden tutmak için öne açıldığım yine yeni yeniden o denyo konuştu.

“Ah, demek o yüzden bahaneler üreti….”

Cümlesini tamamlamadan vermiş olduğu pet şişeyi ağzına tıkıştırıverdim. “Yetti” diyerek Jihoo kolundan tuttum ve amfiden çıkarttım. Spor salonuna kadar tek kelime etmeden yürüdük. Koluna yapışmıştı sanki sağ elim, hiç bırakmamak istiyordum. Sahiplenmek istiyordum, benim olmasını istiyordum.

Spor salonuna girdiğimizde içerisinin boş olmasına nasıl sevindim anlatamam. Basket potasının altında durduğumuzda aklımda söyleyeceğim cümleleri toparlamaya çalışıyordum. Ya bütün duygularımı harika bir şekilde açıklayacaktım, ya da çok pis sıçacaktım. Her şey artık dilimdeydi. Sanki bir dönüşümdeydim, ikilemde kalmıştım.

Ağzımdan ilk olarak çok zor da olsa “Biliyor musun ben senden hoş.. hoşlanıyorum cümlesi” çıktı. Bunu duyduğumda mimikleri ne tepki verdi bilmiyorum, çünkü utançtan yüzüne bakamıyordum. Hayatım boyunca hep erkekler bana çıkma teklif etmişti; ha bir de lise sondayken sınıftaki kızlardan biri. Şimdi ise ben ilk defa birine “gel sevgili olalım. Çünkü senden hoşlanıyorum” diyordum. Yanaklarımın kızardığını, avuçlarımın terlediğini hissediyordum. Tam bu sırada kırmızı yanaklarımdan tuttu ve başımı yukarı kaldırdı.

“Böyle gerçekten daha iyi, konuşurken birbirimizin gözlerine bakalım” dedi. Anlamsızca başımı sallamakla yetindim.

Devam etmeliydim, duygularım bu kadar kısa bir cümleye sığacak kadar küçük değildi çünkü. Bu sefer gerçek bir şekilde sazı elime aldım, resmen bir makineli tüfeğe dönüştüm.

“Üniversite kaydı sırasında seni bizim bölümün sırasından gördüğümden beri garip duygular içimdeyim. O zamandan beri utangaç insanın teki oldum. Cümlelerin şaştı, dilim zaman zaman kekeme oldu. Bana sağladığın tek iyi yön yokken senden kendimi kopartıp atamadım. Acı verdiği halde her gün daha fazla doz almak istiyordum. Gün geldi liseli kızlar gibi hayaller kurdum, gün oldu beraber fanteziler ürettim. Kaç kere içimden senden hoşlanıyorum dedim, kaç kere sana küfür ettim. Sayısını bile bilmiyorum. Ama tek bildiğim şey, şimdi bunları açıklamıyor olsaydım kendimi asla affetmezdim. En azından yoluma emin adımlarla devam edebileceğim artık, sonuç nasıl olursa olsun. Gözümdeki sis perdesi yavaş yavaş kalkmaya başlamışken söyle bana Jihoo. Ben şimdi karaya mı oturuyorum, yoksa mavi tura mı çıkıyorum?”

***

“Blogumun son videosunu burada bitiriyorum. Eminim şu anda birçoğunuz bana küfrediyordur, hak ettim gerçekten. Böyle bir yerde kesilir mi? Biri bunu yapsa neler neler derdim kim bilir, haklısınız. Ama size cevabım harika olacak. O yüzden akşam saat 9’da herkes burada olsun. Süper bir şey sizi bekliyor bence”

***

Saat 9 olduğunda tekrar bilgisayarımı açtım ve bloguma girdim. Kamerayı ayarladıktan sonra blog gönderisi yerine tekrar canlı bağlantıya tıkladım. Kameramı açmaya başladığımdan beri ziyaretçilerim artmaya başladı. 30 kişiyi geçince konuşmaya başladım.

“Size son videomda Jihoo’ya nasıl açıldığımı ve bu süreçte başıma nelerin geldiğini anlattım. Aslında anlatacak daha çok şey var ama ben bu masum hikayeyi paylaşmak istedim sizle. Biliyorum, çok pis bir yerde bitirdim ama şimdi size cevabını vereceğim. En son motor gibi cümleleri Jihoo’ya dizdiğimi anlatmıştım. Ondan sonra neler mi oldu? Geliyor. Ama önce çalan kapıyı açmam gerek”

Kapıyı açtıktan sonra kameraya bakarak “İşte cevap şimdi geliyor” dedim ve uzun boylu insanı yatağa attım. Ellerimle kafasını tutarak izleyenlere gösterdim ve “İşte Jihoo” diye bağırdım.

Mesajlar akmaya başladı.

“Gerçekten de Jihoo, saçları, gözler, dudakları hep anlattığı gibi”

“İnanamıyorum. Onun orada ne işi var? Mutlu sonla bitmeyecek zannediyordum bu hikayeyi”

“Bu olamaz! Ben olmalıydım orada, bu çocuk değil”

“Seni şanslı zilli. Kaptın mis gibi çocukluğu. Tam damızlık”

Son yorumu okurken Jihoo öksürmeye başladı birden. Kahkahalarla konuşmaya çalışıyordum.

“İşte hikayenin sonu. Jihoo’ya açıldığımda onun da benle ilgilendiğini öğrendim. Ve deneme sürüşü yapmaya karar verdik. Kimyamız uyumca da sevgili olduk. Şimdi son sınıfız, kısaca iki senedir sevgiliyiz. Farkındaysanız o zamanlar utangaç olan Lena’nın yerinde yeller esiyor. Şimdiki Lena, Jihoo’ya hayatı zindan ediyor. Neler neler yapıyorum, gıkı çıkmıyor zavallımın. İşte bizim hikayemiz de böyle. Eğer burada hayatımla ilgili videolar yayınlamasaydım sizlerle asla tanışamayacaktım. Sizin sayenizde gücümü topladım, yazdığınız mesajlar bana enerji verdi. İyi ki varsınız”

Jihoo’ya zorla el sallamasını söyledikten sonra kamerayı kapatmak için uzandım. En son olarak beni takip eden kişilere “Şimdi biraz yaramazlık yapacağız. Görüşürüz bebekler” dedim.

Kamerayı kapattığım gibi Jihoo’yu aradı gözlerim. Dudaklarım ise dudaklarıyla birleşti ve ortalığı ısıtmaya, hatta yakmaya şimdiden başladı.

SON

*Vlog kısaca yazmak yerine videosunu çekmektir.

Reklamlar
2 Yorum leave one →
  1. cangema permalink
    11 Ağustos 2011 12:34

    Okurken yazının gerçekliğine kapıldım.O anlatırken bir film şeridi gibi her şey gözlerimin önünde aktı gitti.Yine çok güzel yazmışsın Lee ellerine sağlık 🙂

    • 03 Eylül 2011 21:51

      Çok teşekkür ederim. One shot çalışmalarım devam edecek 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: