Skip to content

Tutkulu İlişkiler Çıkmazı – 9. Bölüm / (+18)

02 Mayıs 2011

Baştan ufak bir uyarı yapayım. Yukarı da yazıyor zaten, bu bölüm +18’dir arkadaşlar.

Ona göre okuyun der ve çekilirim 🙂

9. Bölüm

Dayanamam Ben Bu Son Gidişine

Ho Ngoc Ha ft. Suboi – My Apology

Ewon sabah uyandığında ne yaptığının tamamen farkındaydı. Başının ağrıması neden olan onca alkole rağmen yine de yanında yatan Ga In’le yaşadığı geceyi hatırlıyordu. Onunla yatmıştı ve şimdi ise çok pişmandı. Hışımla banyoya giderek üstünü giydi ve tekrar odaya döndü. Derin bir uykuda olan Ga In’e dikildi gözleri. Gerçekten güzel bir kızdı ve en önemlisi kendisine aşıktı. Biseksüel olmasına rağmen bu kızla kendini sevgili olarak düşünemiyordu Ewon. Aklındaki kişi hiçbir şekilde kalbinden çıkacak gibi değildi. Oraya derin bir şekilde saplanmıştı, şimdi ise sadece acı veriyordu.

Düşüncelerini kafasından atmaya çalışarak çekmeceden kağıt kalem çıkardı ve yazmaya başladı. “Kahvaltı edebilirsin. İstediğin zaman çıkabilirsin evden. Ewon” Sadece bunları yazmıştı. Önemsemediği anlamına gelmiyordu, sadece yapamıyordu. Kendisine bu denli aşık olan biriyle sevgili olma düşüncesini aklından geçirmişti tabi. Ama Ga In nasıl kendisini delice seviyorsa, kendisi de Tae Sub’u öyle seviyordu.

3 sene önce yaşanan olaylara rağmen bu yıl beyaz bir sayfa açmıştı hayatında kendisine Tae Sub. Olanları unutmuş ve yeniden arkadaş olmak istemişti. Onun en bariz huylarından biriydi, birisiyle asla küs kalamıyordu. O yüzden herkes tarafından seviliyordu, iyi ve yardımsever bir çocuk olarak tanınıyordu. Geçen sene Halkla İlişkiler bölümünde okuyan bir kızdan almış olduğu çıkma teklifine gözleri ve kulaklarıyla sahip olmuştu Ewon. Tam üç kere içten bir şekilde özür dileyerek nazikçe, kırmadan reddetmişti. Tae Sub insanları kıramazdı, ama kendisinde can kırıkları bırakmayı başarmıştı. Bunun nedenini iyi biliyordu Ewon, bütün suç kendisindeydi.

Düşünceler diyarından uyanarak önünde dikildiği boy aynasına baktı. Görmekte okuduğu siluetine lanet okumak istiyordu. Sinirinin doruğa çıktığını anladığı anda masanın üzerinde duran kristal vazoya olarak boy aynasına fırlattı. Saniyede tuzla buz olan aynan büyük bir gürültünün çıkmasına neden oldu. Ardından ise sadece çat diye kapanın kapının sesi duyuldu.

***

Ga In derin uykusundan duymuş olduğu gürültü yüzünden uyandı. Gözlerini aniden açtı ve hemen sesin kaynağının ne olduğunu düşündü. Yan tarafına bakıp Ewon’un olmadığını görünce nedenini anladı. Zeki kızdı Ga In, olayları kısa süre içerisinden kavrardı. Aklına hemen dün gece geldi, mantığına karşı çıkarak kalbini dinlemiş ve kolunu tutan Ewon’a dudaklarıyla cevap vermişti. Şimdi ise ne yapacağını bilmiyordu. Bir gecelik kaçamak yaptıkları için Ewon kendisine farklı gözle bakmayacaktı, bunun bilincindeydi. Gözü komodinin üzerindeki nota odaklandı, eline alıp okuduğunda dudakları kendiliğinde gülümseme pozisyonu aldı.

Ne olursa olsun pişman değildi. Bunca zamandır hayran olduğu, hatta aşık olduğu kişiye en azından fiziksel olarak kavuşmuştu. Derslerde uzaktan bakmakla yetindiği için bir gün kafayı yiyeceğini düşünüyordu. Daha sonra Tae Sub sayesinde tanışma olanağı olmuştu. Bu duruma o zaman çocuklar gibi sevinmişti Ga In, ama hayatta aklına gelmezdi Ewon gibi birinin Tae Sub’a aşık olacağını.

“En basitinden ikisi de erkek yahu! Nerden bilebilirdim böyle bir şey olabileceğini?” diye bağırarak üzerindeki yorganı savurup attı. Bir yandan eteğini giyerken, diğer yandan Mi Na’ya mesaj yazıyordu. Şu anda en yakın arkadaşının desteğine gerçekten ihtiyacı vardı. Karanlık düşünceleri elleriyle kovalayarak kendisini aydınlığa kavuşturacağını düşünüyordu.

Banyoda kendine geldikten sonra üstünü giyerek evden dışarı çıktı. Sabah güneşi yüzüne vurduğunda bir kez daha kendi kendine söylendi: “Pişman değilim”

***

Sabah art arda gelen 12 mesajla uyandı Ji Hoo. Kimden geldiğini iyi biliyordu, bugün içi içine sığmayan kendisinden başka sadece biri vardı. Mi Na’nın yolladığı mesajları okumaya başladığından uykunun kendisini hemen terk ettiğini hissetti. Mi Na samimiydi, içtendi ve en önemlisi açık sözlüydü.

“Bugünü kaytarmak bir saniyeliğine bile aklına geldiyse seni deşmek için hazırlık yaparım”

“Gördüğün gibi erkenden uyandım ve bir an önce bu işin bitmesini bekliyorum”

“Sana mesaj yazarak zamanın ilerleyeceğini ve öğlen olacağını düşünüyordum ama unuttuğum bir şey vardı. Çok hızlı mesaj yazmam!”

“Ji Hoo, öğleni sabaha alamaz mıyız? Prime time Kore dizileri ne kadar güzelse gündüz kuşağı da bir o kadar saçma. Psikopat olur çıkarım bunları izlersem”

Buna benzer tam on iki mesaj vardı. Ji Hoo mesajları okurken sürekli gülümsüyordu. “İyi ki kafamı toparlarım, kendime geldim. Mi Na’nın beni affetmiş olması ve ikinci bir şans vermesi bile mucize. En iyi şekilde değerlendireceğim” diye söyleniyordu yatakta. Daha önce hiç aşık olmamıştı Ji Hoo, 4 yıldır eskortluk yapıyordu ve lise zamanlarında da herkes dış görünüşü için ona teklif etmişti. Bunun farkında olduğundan dolayı sorgulayıcı birinin teki olarak büyümüştü. Ailesi uzun zamandır yanında değildi ama kendine bakmayı bildi.

Kahvaltıya annesinin yanında indiğinde yüzünden kocaman bir gülümseme vardı. Annesine kocaman bir öpücük vermek için eğildiğinde Yuna ağzına patatesleri tıkmaya başladı. Ne olduğunun farkında varmadan dişleriyle ağzındakileri çiğnemeye başlayan Ji Hoo annesine sinirli gözlerle bakmaya başladı. Yuna’nın hiç umurumda değil, şu anda oldukça mutlu gözüküyordu.

“Hala gözümde küçük bir çocuksun, bu yüzden annen olarak seni ellerimle beslemem gerekiyor. Kocaman adam olduğunu kabullenmiyorum, kabullenmek istemiyorum Ji Hoo” dedi.

Gözleri irileşen Ji Hoo bu sefer sevimli bir şekilde bakmaya başladı “Biliyorum anne, ne dersem diyeyim ben senin hala koca bebeğinim. Ama anlaşmamız var, insanların içinde yapmayacaksın” diye söylendi.

Yuna İspanyol omletine çatalını batırarak “Tamam tamam, biliyorum. Karizmanızı bozmam beyefendi” dedi ve aldığı omleti ağzına attı.

Yemek odasındaki mimozaların kokusu bütün evi sarmıştı. Harika bir geleceğe başlamak için kesinlikle mükemmel bir gündü. Kahvaltısını hızlıca yapan Ji Hoo çıkmak için annesinden izin istedi ve bu sefer öpemediği o yanağa kocaman bir öpücük kondurdu.

Yuna sevecen anne bakışlarıyla oğlunun dağınık saçlarına ellerini sürerken “Doğru olanı yapıyorsun. Şimdi git anneni ve hoşlandığın o kızı mutlu et. En kısa zamanda da bu eve getir, tanışmak istiyorum” dedi.

Tamam anlamında başını sallayan Ji Hoo arkasını dönüp kapıya yönelecekken annesinin poposuna vurmasıyla oldukça şaşırdı. “Anne! Normal ol azıcık” derken bile gülmemek için kendini zor tutuyordu.

Oğlunu kapıya kadar uğurlayan Yuna “Geldiğinde her şeyi dinlemek istiyorum. Tamam mı?” diye sordu.

Arabasına doğru ilerlerken oğlu cevap verdi. “Bu zamana kadar senden ne sakladım ki?”

***

Karakoldan çıktıktan sonra Tae Sub’u evine bırakmıştı Lion. Okyanusa doğru arabasını sürerken aklında yine geçen zaman vardı. Son üç yılda Tae Sub gerçekten çok zorluk yaşamıştı, kendisi onun yanında olamasa dahi yardım etmekten geri durmamıştı. Yan koltukta Seul uçak biletleri duruyordu. Üç yılda tam otuz altı kere Tokyo’da Seul’e gelmişti. Her seferinde Tae Sub’u gözetlemiş ama hiç gidip konuşmamıştı. Bunu neden yapmadığını bilmiyordu. Hep yanında durmuştu, hoşlandığını belli etmişti ama Tae Sub’tan olumlu bir geri dönüş alamamıştı. Suçlu olarak Ewon’u da görmüyordu, çünkü Tae’nin ona aşık olması suç değildi. Şimdi ise her şey mükemmeldi. Tek bir şey hariç: Ewon! Geçen yıllar arasında hiç önem vermezken, şimdi ikisinin mutluluğuna engel olmak istiyordu sanki. Lion’un tek düşüncesi buydu. Tae Sub’la mutlu bir beraberliklerinin olmasını istiyordu, ama Ewon konusunda ne yapacağını bilmiyordu.

Derin düşüncelerinden sıyrıldığından masmavi okyanus görüş alanına girdi. Sağ eliyle bütün biletlerin alarak yüz yirmi kilometre ile gittiği otoyolda havaya fırlattı. Artık Japonya’da olmak istemiyordu, Tae Sub’tan ayrı kalacağı hiçbir yerde olmak istemiyordu.

Arabayı park edip kumsala boylu boyunca yayıldı Lion ve Japonya’yı düşünmeye başladı. Acaba Tae Sub öğrense nasıl karşılardı bu durumu diye sordu kendi kendine ve geçmişi hatırlamaya başladı.

12 Ağustos 2009

“Boş kadro olacak, ben istiyorum. Çünkü benim için çok önemli bir durum bu Müdür Choi” diye direktifler veriyordu Tokyo’dan Lion. Tae Sub’un babasının haksız yere işten çıkartıldığını öğrendiğinde oldukça şaşırmıştı. Seul’de olan büten her şeyi şirkette görev verdiği asistanlardan biri haber veriyordu kendisine. Ailesi zengin değildi Tae Sub’un, iki oda bir salon küçük bir evde yaşıyorlardı. Babasının işten çıkartılması ile durumları daha da kötü olmuş olmalıydı. Şimdi ise iki gün gecikmeli haber verdiği için asistanı azarlayacaktı.

Ertesi gün kadronun oluşturulduğunu ve Tae’nin babasının telefonla arandığının haberini aldı Lion. İçine su serpilmişti, sevdiği insanın babası artık kendi şirketlerinde iyi bir pozisyonda ve maaşta olacaktı. En iyi şartlarda yaşamalarını istiyordu, her şeyin en iyisine sahip olmalarını. Lion düşünceli bir insandı, sevdiği kişi için her şeyi yapabilirdi, bu konuda gözü karaydı.

Tokyo’da sakura ağaçlarının altında sakesini içerken Seul’de Tae Sub’un bu haberi aldığında ailesiyle beraber nasıl mutlu olduklarını gözünün önüne getirebiliyordu. Peki beraber olacakları gün de gelecek miydi acaba?

***

>Yiruma – Kiss the Rain |||

Ewon

>Ewon..

Saat ikiye geldiğinde Ewon bilgisayarını açarak mesajlara baktı. Tam 24 gündür müşteriye gitmiyordu ve patronu Ma Nuk Yan arayıp bir ayı geçirmemesini tembihlemişti. İhtiyacı vardı, mecburdu müşteriye gitmeye. Gelen 114 mesajı tek tek kontrol etti ve içlerinden birini seçerek yarın için anlaştı. Çok az bir zaman kalmıştı bitmesine, sadece üç ay daha dayanmalıydı. Ondan sonra eskortluğu bırakabilir ve normal hayatına geri dönebilirdi. Üç ay içinde on iki müşteriye gitse kapanacaktı hesap.

Word’u açarak bir şeyler karalamak istedi. Aklında sadece bir kişi vardı ve düşünceleri hakkında yazmaya başladı birden.

“Onu seviyordum, evet sonunda kendime ve hatta bütün dünyaya itiraf ediyorum. Ben Lee Tae Sub’u seviyorum. Hayatım boyunca bana iyi davranan yegane insan olmasının yanı sıra müthiş bir iyimserliği ve uyumu vardı. Daha önce yakın olduğum tek insan vardı ve bunun sonucunda kendimi bambaşka bir yerde buldum. İşte tam da bu yüzden insanlara güvenip onlara yakın olmak benim için gerçekten zor. İyi bir yüzün, duruşum var. Bunun sayesinde insanlar hayatımın hep toz pembe geçtiğini ve her şeyin en iyisini elde ettiğimi düşünüyor. Klişe Amerikan gençlik filmlerindeki sığ olayların insanlar üzerinde bu denli büyük etkileri olduğunu bilmiyordum. Hayatım tozpembe değil, hem de hiç değil. Bana değer veren bir sevgilim yok, ailemle geçmişte yaşadığımız olayın artıkları topluyoruz hala, okul hayatım eğlenceli değil, çocuksu ve salak kızlarla uğraşmak zorundayım. Üstüne bir de eskortluk yapıp hayatlarında alamadıkları mutlulukları para karşılığında onlara sunuyorum. Eğer insanlar gerçek beni tanısaydı acınacak halde olduğumu görürlerdi”

Onun iyi davranışları, kendisine yaptıkları aklına geldiğinde bir sigara yapıp devam etti.

“Tae Sub ise bunların hiç birini umursayıp beni olduğum gibi kabul etti. Şimdi düşünüyorum da üç yıl önce bana aşkını itiraf ettiğinde gerçekten samimiydi. Bunu o zaman bile gözlerinden anlamıştım. Ama eskortluğa devam etmem gerekiyordu, buna mecburdum. Ve onun teklifini kabul etseydim gizli bir şekilde yıllarca onu aldatmak zorunda kalacaktım. Bunu ona yapamazdım, işte bu yüzden ağır bir şekilde reddettim, reddettim ki beni unutsun, tamamen aklından çıkarsın. Hak etmiyordu, yalan söyleyemezdim yüzüne. Gerçekleri de açıklayamazdım, insanlara güçsüz yüzümü göstermekte oldukça başarısızdım. Bunların hepsinin suçlusu ise Ji Hoo piçinden başkası değildi. Benim mutluluğu aldığımda, sözlüğümden mutluluk kelimesini koparttı. Şimdi Tae Sub başkasıyla beraber ve onu gerçekten seviyor. Geri kazanmak için fazlaca çabalamam gerektiğini biliyorum; ama ne olursa olsun bana geri dönmesini sağlayacağım. Ji Hoo’ya da yaptıklarının bedelini ödeteceğim”

Sigarasından bir nefes çekerek dışarıda top oynayan çocuklara baktı. Dersi tasası olmayan insanları gördü. Ji Hoo kadar çok kazanmasına rağmen iyi bir yerde oturmuyordu Ewon. Ama bu mahalleyi ve insanlarını seviyordu. Yazısını ise şöyle bitirdi.

“Onu seviyorum, bunu herkese, bütün dünyaya söylemek istiyorum. Ailem umurunda değil, insanların ne diyeceği umurumda değil, sadece benim yanımda olsun, benle beraber olsun, işte ben o zaman dünyayı bile karşıma alırım. Yeter ki beni sevsin, sadece beni…”

***

After School – Virgin

Mi Na ile Gangnam meydanında buluşan Ji Hoo kısa kollu renkli bir gömlek ve kapri giymişti. İlkbaharın en güzel ayı olan Mayıs’a en iyi şekilde hitap ediyordu. Mi Na ise tek kollu bir bluz ve kısa etekle teşrif etmişti. Kafasında siyah şapka ise güzelliğine güzellik katıyordu.

Ji Hoo şapkayı görünce “Kaküllerini görmek istiyorum, onları ellerimin arasına almak istiyorum” diye söylenerek ellerini kızın şapkasına doğru götürdü. Tam şapkayı alacakken Mi Na eline hafifçe vurdu “Hop, dur bakalım orada. Madem bunu istiyorsun, işimiz bitince yapabilirsin. Hem ben güzel gözükmek için o kadar uğraştım” dedi.

Ji Hoo kızın gözlerini içine bakarak “Senin güzel gözükmeni istemiyorum. Çirkin gözükmeni istiyorum, o zaman etraftaki kimse sana bakmaz, ben de kafayı yemem. Benim için sen her halinle güzelsin” dedi ve şapkayı kaptığı gibi süs havuzunun içine attı.

Mi Na bu hareketin üzerine tekme attığı yere bakarak hamlede bulundu ama bir şey yapmadı “Demin ki sözlerin çok güzel olduğu için aynı yere ikinci tekmeyi yemedin, ona dua et. Hadi bakalım şimdi gidelim. İşler iyi gitmezse şapkanın da hesabını sorarım, çift işkence olur”

Bar öğle saati olduğu için değildi. İçeride sadece çalışan kişiler bulunuyordu. Ji Hoo’nun geldiğini gören herkes konuşmaya başladı.

“Kaç zaman sonra beyefendi teşrif etti”

“Yanında biri var, yeni müşterisi mi acaba?”

Ji Hoo kimseye selam vermeden elini tuttuğu genç kız ile asansöre bindi. Mi Na herkesin kendilerine baktığını görmüştü ama dile getirmiyordu beni. Sessizce asansörün 12. Kata çıkmasını bekledi.

Patronun odası gözüktüğünde derin bir nefes aldı ve Mi Na ile beraber içeri girdi. Ma Nuk Yan kendisine en çok para kazandıran elemanını görünce hemen ayağa kalkarak “W. Hoş geldin. Sonunda çalıştığın yeri hatırladın demek, yolu unuttuğunu düşünmeye başlamıştım” dedi ve taşta atmayı ihmal etmedi. Mi Na’yı gördüğünde “Yanında bir genç hanım var demek, ne güzel. Buyurun, oturun siz de” diyerek koltuğu işaret etti.

Bir şeylerin ters gittiğini sezen Nuk Yan uzunca süre bu piyasadaydı ve artık insan sarrafı olmuştu. Ama kendisi diğer patronlara benzemezdi. Sevecen ve rahat bir yapısı vardı.

“Ne içersiniz? Çay, kahve, kola?”

Ji Hoo’nun sabırsız olduğu ayaklarını sürekli oynatmasından belliydi “Çabucak konuya geçmek istiyorum patron. Eskortluğu bırakmaya karar verdim. Bırakma prosedürünü bildiğim için seninle gelip konuşuyorum ilk. Karşında gördüğün kızı seviyorum ben, bildiğin aşık oldum yani. Bir eskortun asla yapmaması gereken yegane şey. Ama oldu, hiçte pişman değilim tabi. Bu yüzden buraya kadarmış, bu zamana kadar bana mükemmel bir patron oldun. Arkadaş olarak yine görüşmek isterim, ilişkimiz kesilmesin lütfen”

Nuk Yan aslında W’nun odaya girer girmez bunları diyeceğini biliyordu. En iyi çalışanı bırakmayı seçmişti, ama işinde bu kadar yükselmesinin nedeni her zaman iyi bir patron olmasının altında yatıyordu. Bu yüzden konuşmaya başladı.

“Anlıyorum. Bırakma olayının sonucu olarak bu zamana kadar kazandığın bütün paraların yarısını vermek zorundasın, bunu bildiğini biliyorum. Banka hesabına aktardın mı?”

Ji Hoo Mi Na’nın elini tutarak soruyu yanıtladı “Evet yatırdım, istersen kontrol edebilirsin”

Hafifçe gülerek “Sana her zaman inandım Ji Hoo. Artık W demeye gerek yok, o ismi geçmişte bırakıyorsun. O zaman sözleşmeyi çıkartalım ve yırtıp atalım”

Bunu dedikten sonra kasadan sözleşmeyi çıkardı ve yırtıp attı. Sonra ise Mi Na’ya dönerek “Çok şanslısın küçük hanım. Ji Hoo harika biridir. Sana neden eskortluğa başlamış olduğunu anlatmadığı bariz ama şu anda bıraktığına göre hayatının bütün kapılarını sana açacaktır. Ve Ji Hoo, neden başladığını anlatmadığını burada söyledim, çünkü beni terk ettiğin için ufakta olsa kızgınım. Hıncımı böyle alayım” diyerek gülmeye başladı.

Mi Na’nın ellerini tutup öptükten sonra Ji Hoo “En kısa zamanda anlatacağım sana” dedi. Patronuyla sarılıp vedalaştıktan sonra aşağıya indiler. Mi Na bu kadar kolay olacağını kestirememişti. Zihninde çok daha farklı şeyler canlandırmıştı. Ji Hoo’nun eskortluktan kazandığı paralarla yapacağı hiçbir şeyi kabul etmeyecekti ve şimdiden yarısı gitti bile. Onun kadar kimse mutlu değildi şu anda.

Çalışma arkadaşlarının önünde geçerken “Benden kurtuldunuz miller. Hasta la Vista” diyerek elini havaya kaldırdı.

Dışarı çıktıklarında Mi Na sevinçten Ji Hoo’nun üzerine sıçradı. “Patronun gerçekten de dediğin gibi biriymiş. Bu kadar kolay olduğuna inanamıyorum. O zaman verdiğim sözü yerine getireyim” diyerek sevgilisinin elini tuttu ve saçlarına götürdü. Ji Hoo’nun güzel ellerine Mi Na’nın düz saçları arasında gezinti yaparken genç kız sevgilisine yemek ısmarlayacağını söyledi. Kaprisinin kemerinden tuta tuta ana caddede ilerleyen iki genci görenler kesin “ah, aşk sen ne güzel şeysin” diyorlardı.

***

Miss Eighty 6 – My First Wish

Saat 8’e geldiğinde Tae Sub’un telefonu çaldı. Duştan çıktığı için üzerinde sadece bornozu vardı. Açtığı anda alo bile diyemedin Lion’un sesini duydu.

“Şu anda oraya geliyorum, seni almaya. Bu gece bizim gecemiz, o yüzden bol dondurma eşliğinde eski Kore filmlerini izleyeceğiz. Daha önce bunu sevdiğini söylemiştin, adım gibi hatırlıyorum. O yüzden hazırlan ve beni bekle tamam. Dün akşamın rezilliğini telafi etmeliyiz, ayrıca seni çok özledim”

Ses gelmeyince Lion “Tae, Tae orda mısın?” diye seslenmek zorunda kalmıştı.

Mutluluktan telefonda olduğunu unutan Tae Sub kendine geldi ve “Ha, evet evet buradayım tabi. Tamam o zaman, ben de yeni duştan çıkmıştım. Giyinip seni bekliyorum Lion” dedi.

“Giyinmesen de bornozla karşılasan beni, daha seksi olur hani. Aklıma soktun bir kere” dedi bütün muzırlığıyla Lion.

İlk defa Lion’un böyle açık konuştuğuna şahit oluyordu Tae Sub. Ona eşlik etmeye karar verdi. “Ailem birazdan sinemadan gelecek, ama onlar gelmeden yetişirsen seni seve seve bornozla, hatta üzerimde hiçbir şey olmasan karşılarım” dedi.

Tae Sub söylediği bu cümlenin üzerinde telefondaki Lion’un hızlıca gaza bastığını anladı, çünkü sesleri duyuyordu. Gülerek telefonu kapattı ve sevgilisini beklemeye başladı.

Lion’un arabasını gördüğü anda bornozunun kuşağını açtı ve teni ışıkla parlamaya başladı. Bunu yaptığına inanamıyordu. Seks konusunda utangaç değildi ama söz konusu Lion olunca her şeyin en iyisi olsun istiyordu. Pencereden son kez kontrol yapacakken ailesinin yürüyerek sokağa girdiği fark etti.

Görür görmez giysilerini nereye bıraktığını hatırlamaya çalıştı. Evin içinde dört dönüyordu. Tam pantolonunu görüp ona doğru hamle yapacakken damlaların oluşturduğu ıslak kısma bastı ve yere kapaklandı.

“Lanet olsun, ah!” Pantolonun hışımla bacaklarına geçirdi, tam bu sırada kapı çaldı. Lion kapıda bir umutla sevgilisini bekliyordu. Yol boyunca onu çıplak hayal ettiği erekte bile olmuştu. Kendisine koca bir oha çekerek arabadan çantasını almış ve önüne tutarak gelmişti. Şimdi ise heyecanlı bir şekilde zile basıp beklemekteydi. İçerideki sesleri duyduğunda bir anlam veremedi ve mesaj yazmaya başladı.

Tae Sub tişörtünü bulduğunda daha fazla zil sesine kayıtsız kalamayacağını anladı ve kapıyı açtı. Karşısında sevgilisini garip bir şekilde gören Lion gülmeye başladı. Tae Sub’un tişörte kafasını sokarak ailesine baktı. Komşulardan biriyle sohbet ediyorlardı, ucuz kurtulmuştu.

Lion o tarafa baktığında nelerin döndüğünü anladı. “Sanırım saniyelerle kaçırdım, değil mi? Benim şanssızlığım olsa gerek” diyerek eğildi ve yamuk duran pantolon paçalarını düzeltti. Tae Sub utanmıştı, yanaklarının kızardığını gören Lion “Sanırım ilk kez birine bunu yaptım ve nedenini bilmiyorum ama inanılmaz mutlu hissettirdi” dedi.

“Hemen arabaya gidelim, ben de bizimkilere mesaj atıp arkadaşımda kalacağımı söyleyeyim” Ailesi görmeden gizlice arabaya atlayıp gaza bastılar.

Yolda giderken konuşmayı Tae Sub açtı “O kadar kendimle cebelleştim, tam bornozumun kuşağını açıp çıplak kalmışken ailemin sokağa girdiğini gördüm” dedi ve kahkahayı patlattı. Lion da çok neşeliydi, “Daha birbirimizi çıplak göreceğiz çok günlerimiz olacak” diyerek sevgilisine göz kırptı. Daha sonra gözü L harfli bilekliğe dikildi.

Tae Sub banyoda bile bilekliği çıkarmıyordu. Bu hengame arasında asla onu takmaya vakti olamazdı. Zaten hafiften de ıslaktı. Lion bunu fark edince içi içine sığmamaya başladı. Otobana çoktan girdikleri halde arabayı hızlıca kenara çekti ve Tae Sub’un dudaklarına yapıştı. Bir vakum gibi emiyordu sevgilisini dudaklarını. Gerçek bir aşık gibi öpüyordu, aşk dolu, şehvet dolu.

Tae Sub ne olduğunu anlayamamıştı ama sevgi ile karşılık verdi Lion’a. Bu ani sürprizler çok hoşuna gidiyordu. Lion uzun öpücüğünden sonra tam on iki kere kısa kısa sevgilisinin dudaklarını öptü ve arabayı yeniden çalıştırdı.

Tae ellerini dudaklarına götürerek “Bu ne içindi” diye sordu.

Lion dudaklarının emdikten sonra yanıtladı “Benim olduğum için, yanımda olduğun için ve en önemlisi beni sevdiğin için. Okkalı bir ceza yiyeceğim ama varsın senden gelsin bütün cezalar, seve seve kabulümdür” diyerek yeniden sevgilinin elini tuttu.

Eve geldiklerinde hemen projeksiyonun önüne oturdular. “Bugün perde ile izleyeceğiz filmi, zevki artıracak her türlü şeyi seninle yaparım” ben diyerek arkadan Tae Sub’a sarıldı Lion.

Koltuğa yayılan Tae Sub’a mutfaktan seslendi. “Hemen sayıyorum. Vanilya, karamel, kivi, muz, böğürtlen, çilek, limon, ananas, çikolata, üzüm ve havuçlu dondurma var. Hangisini veya hangilerini istersin?”

“Oha, ne yaptın öyle? Hem havuçlu kek mi var yahu? O hiç güzel olmaz. Böğürtlen ile başlayıp tezatlık yaparak çikolataya geçelim” diyerek cevap verdi.

Dondurmaları kaselere koyarak koltuğa oturdu Lion. Parmağını çikolatalıya batırdı ve sevgilisinin burnuna sürdü. Sonra da yavaşça yaklaşarak burnundaki dondurmayı emdi. Tae Sub sevgilisinin birden fantezi adamına döndüğünü düşünüyordu. Aynısını yapmak istedi, böğürtlenli dondurmayı alarak aynen Lion’un yaptığını yaptı.

Lion ellerini sevgilisinin tişörtünün içine sokarak okşamaya başladı “O kadar muhteşem ki… Seni sevmek vatandaşlık görevi gibi. Karşında saçmalıyorum bile, beni o kadar etkiliyorsun”

Tae Sub böyle cümleler duymaya alışkın değildi. Ne cevap vereceğini bilmiyordu. Ama karşısındaki insanı seviyordu ve içinden geldiği gibi konuştu.

“Düşüncelerimde hep senin gibi biri olurdu Lion. Rüyalarıma senin gibi bir insan girerdi. Her şeyiyle beni seven, muhteşem biri. Ama ben bunu hep hayal gittiğim gerçekten hayal sanmıştım. O yüzden umudumu kesip yetinmeyi bilmeliydim. Zamanında bir kere belki gerçek olur diye denedim ama pişman oldum. Sonra sen çıktın karşıma, bütün ihtişamın ile. Ben yine aynı şey olur diye uzak durdum, inanmak istemedim. Aslında üzülmek, kırılmak istemedim. Bir kez daha kaldırabilir miydim bu üzüntüyü bilmiyordum. Ama, ama sen beni en saf duygularınla sevdin, ben sana en saf duygularımla vuruldum. O yüzden gidebildiğimiz yere kadar gidelim, hep birbirimizin yanında olalım. Ben seni sevmekten vazgeçmeyeceğim asla, sen de beni sevmekten vazgeçme”

>Alesha Dixon ft. Jay Sean – Every Little Part Of Me |||

Lion bütün bu cümleleri duyduğundan içinden “İşte mutluluk bu, şu anda hissettiğim duygu” dedi. Gözleri Tae Sub için görüyordu, kulakları Tae Sub için duyuyordu, kalbi Tae Sub için atıyordu. Daha fazla dayanamadı ve “Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim, yemin ediyorum” diyerek hızlıca sevgilisinin tişörtünü çıkardı. Meme uçlarını hafifçe ısırarak emmeye başladı. Daha sonra kendi tişörtünü de çıkardı ve tutku dolu gözlerle aşık olduğu çocuğa bakmaya başladı.. Derinlere indiğinde masum bulduğu bu hislerin tahrik edici bir unsura dönüşmesine şahit oldu. 3 senedir beklemiş olduğu duygular yarı çıplak bir şekilde yatağında yatan Tae Sub’u görünce doruk noktasına ulaşmıştı. Eliyle pantolonu ile savaş veren aletini düzeltti, Tae’nin boynuna doğru yönelerek şehvetle emmeye başladı. Dünyanın en güzel şekerini emiyormuş gibi baştan aşağı yalıyordu. Pantolonunun düğmelerini çözdü ve erkekliğinin sevgilisinin teni ile tanışmasına müsaade etti.

Koltuktan yatağa geçtikleri Tae Sub’un dudakları Lion’a kenetlenmişti. İkisinin de boyunları morarmıştı ama şehvetle devam ediyorlardı. Lion çekmeceden prezervatif ve kayganlaştırıcı çıkardı. Ağzıyla yırttı ve geçirmeye başladı. Yavaş yavaş Tae Sub’un bacaklarını ayırdı, aynı zamanda sırtını da yalamayı ihmal etmiyordu.

“Acıtmayacağıma söz veriyorum, dünyada istediğin en son şeydir acı çekmen” diyerek sevgilisini öpücüklere boğdu. Ağır ağır Tae Sub’un içine girerken aldığı zevkler ağzında inleme olarak çıkıyordu. Tae kendini tutuyordu, az acı çekse de birazdan tamamen zevk alacağını biliyordu. Lion tamamen içine girdiğinde “Ah” diye bir ses çıktı ağzından.

Duraklayan Lion “Çıkma mı ister misin? Yapmasak da olur” dedi. Çıkmaya hazırlanırken Tae Sub durdurdu. “Hayır, çıkma. Devam edelim, seninle tam olarak yapmak istiyorum”

Lion bu sözden sonra Tae Sub’un içinde gidip gelmeye başladı. Elleriyle boynunu sarmıştı, zevk sesleri bütün evi kaplamıştı. Gerçekten sevdiğin insanla yapılan seksin anlamı başkaydı. İki gençte şu anda bunun gayet farkındaydılar. Lion gelmeye yakınken elleriyle de Tae Sub’un orgazm olmasına yardım ediyordu. Ve sadece otuz saniye sonra iki gençte rahatlamıştı.

“Temizlenelim demeyeceğim, seninle sabaha kadar bile böyle durabilirim Lion. Şu anda çok mutluyum ve bunu bilmeni istedim sadece”

Lion elleriyle sevgilisinin saçlarını düzeltti, başını omuzuna koydu ve “Ben de mutluyum, hiçbir şey bizim mutluluğumuza engel olamaz” dedi.

Daha sonra iki genç beraber duş aldı ve normalde yapacakları şeyin başına geçte olsa geçebildiler. Patlamış mısırlar masaya kondu, eriyen dondurmalar değiştirildi ve şarap açıldı. Eski Kore filmlerinden biri olan Chungyo’yu izlerken Tae Sub Lion’un bacaklarına kafasını koydu. Hafif acısı vardı ama her şeye rağmen değerdi. Az önce hayatının en güzel, en anlamlı seksini yapmıştı.

***

Honey Lee

Park Lea (Honey Lee)

Domination Bar’a giren süper minili, gamzeli seksi kadın bir anda herkesin ilgi odağı olmuştu. Üzerindeki mücevherleri değer oldukça fazla olmalıydı. Patronun odasının kapısına geldiğinde çalma gereği bile duymadan direkt içeri girdi. Nuk Yan gelen kişiyi gördüğüne şaşırmamıştı ama ne diyeceğini bilmiyordu.

“Buraya neden geldiğimi iyi biliyor olmalısın?” diye soru yöneltti hemen. Gözlüklerini Nuk Yan’a doğru tutarak tatmin edici bir cevap istiyordu.

“W eskortluğu bırakamaz. Nasıl haberim olduğunu merak ediyor olabilirsin, benim her yerde gözüm kulağım vardır. Çin’deki işlerimi bırakıp geldim buraya hemen. Bana onu getir!” diyerek resmen kükredi.

“Lea, sakin ol lütfen. Zorla tutamazdım ya burada, elimden bir şey gelmez”

“Sakin filan olamam. Haber ver ona, onu bulacağım. Benden kolay kolay kurtulamaz” diyerek kapıyı çarpıp çıktı.

Ji Hoo’nun en önemli müşterisinin bu tavrı ileride nelere yol açacak ama?

***

Ertesi gün..

Aile ile beraber sinemaya gidecek olan Tae Sub, Lion ile vedalaştıktan sonra geri döndü. Otobüse binmek istediği için evin önünde öpüşüp ayrılmışlardı. Meydanda indiğinde annesine söz vermiş olduğu pastalardan aldı. Şimdi ise istikameti eviydi.

***

Luna Sea – Rosier

Ewon sürekli düşüncelere dalmaktan yorulmuştu. Dün bilgisayarında on iki sayfa duygularını yazmıştı, içini resmen ona dökmüştü. Şimdi ise ne yapacağını çok iyi biliyordu. Bütün gece uyumadığı halde gram uykusu gelmemişti. Aklında sadece bir şey vardı. Meydan durağında metrodan indi ve hızlı adımlarla evin yolunu tuttu. Parkın içinden geçerken gözü bankta oturup pasta yiyen gence takıldı. Dikkatlice baktığında iyice emin oldu, Tae Sub’tu bu. “Gökte ararken yerde buldum” diye söylenerek hızlıca yanına doğru ilerledi.

Kafasını pastadan kaldıran Tae Sub’un önünde birden Ewon’u görünce oldukça şaşırmıştı. Ağzı dolu olduğundan sadece adını diyebildi. Sert gözlerle Tae Sub’a bakıyordu Ewon, konuşmuyordu hiç, sadece bakıyordu. Pastasından koca bir dilim almıştı, bu yüzden dudaklarının kenarlarında krema kalmıştı.

Ewon birden Tae Sub’un omuzlarını tuttu ve hızlıca kendine doğru çekerek kremalı dudakları öpmeye başladı. Nerede oldukları, kimlerin baktığı hiç umurunda değildi. İnsanların garip ve şaşkın bakışları altında bu yakışıklı gence başka bir erkeği deli gibi öpüyordu.

En sonunda dudaklarını çektikten sonra Tae Sub elindeki kutuyu yere düşürdü. Ağzından cümle çıkmıyordu. Şaşırmıştı, ne diyeceğini bilmiyordu. Parktaki insanlar hala bakmaya devam ederken Ewon o cümleyi bağırarak söyledi.

“Seni seviyorum Tae Sub! Ve senden vazgeçmeye hiç niyetim yok!”

9. Bölümün Sonu..

 

Bugün doğum günü olduğu için dokuzuncu bölümü dostum Sermin’e ithaf etmek istiyorum.

Nice yıllara Sermin’im, her şey gönlünce olsun ♥

Reklamlar
3 Yorum leave one →
  1. 26 Mayıs 2011 00:57

    twitterda bu bölüm için parça aradığından bahsetmiştin, bu kadar özenli yazılınca merak ettim. temmuz sonrası okumaya bıraktığımödan bölümlere tam hakim değilim:( lakin bu bölüm ve sonrası için japon bir filmi izlemeni sonra devam etmeni öneririm çok ses getiren bir film hatta avrupa ödüllerini toplamış asyada olay yaratmış. Boys Love. Daha farklı bir bakış açısı ve gerçeklik katacaktır. yazın bütün bu hikayeleri okuyacak ve yeniden yorumlayacağım. açıkçası merak ediyorum.

  2. 04 Haziran 2011 22:03

    Veee işte beklenen ana (benim için) 9 bölümü de okudum. Toplu bir yorum yazıcam ehhehhhe 🙂
    Hikayeni beğenerek okudum. Heyecanın dozunu yüksek tutmuşsun. Daha önce de söylemiştim ilginç hikayelerin adamısın sanırım 🙂
    Hikayenin adından cüretkar bişey olacağını tahmin etmiştim ama bu bölüme kadar bu kadarını beklemiyodum sanırım, (+18) yazmayı unutmadığın iyi olmuş 😀 😛
    Sonracıma gay karakterlerin olmasını sevdim. Nedense her zaman bu gay karakterleri sevimli tipler olarak hayal etmişimdir. Heralde bunda, dizilerde/filmlerde 30 yaşını aşmış kendini evde kalmış hisseden sevgilisiz kadınların tek kankası, her zaman aşırı bakımlı, çok anlayışlı yanakları sıkılası “al evde besle” denilecek türden varlıklar olarak gösterilmelerinin etkisi olabilir.
    Sanırım ben de Ewon fancluba üye oldum gitti. Başına ne gelmiş de eskortluğa başlamış bu çocuk, neden bırakamıyor?? W ile aralarında ne geçmiş olaki acep?? (ayrıca son bölümde Ewon resmi görmek beni bi mutlu etti bi havalara uçurdu sorma 😀 )
    W’nun (Ji Hoo diyemedim bi) eskortluğu bu kadar kolay bırakamıcanı tahmin ediyordum zaten yaa. Ayrıca patronun adına da takılmadım değil: Ma Nuk Yan kehkehkehhh 😛
    Ga In için üzüldüm yaa çok aşık garibim ilişkiler bayaa karıştı doğrusu, hakkaten adını hak eden bi hikaye 😀
    Tae Sub’un doktor muhabbetine bi açıklık gelmedi bu bölümde bizi meraktan çatlatmak istiyosun sanki????
    Tae Sub ve Lion’un başladıkları sahne, Lion’un karaokede şarkıyla açılması, bileklik muhabbeti çok romantik geldi 🙂
    sonracıma Ji Hoo’nun Mi Na için yaptıkları da çok romantikti, tanışmadan önce yaptıkları ve yemeğe çıktıklarında hazırladığı ortam. İşini biliyo bu çocuk. 😀
    Ji Hoo’nun anacığına da çok güldüm ya “anam ne rahat kadın buuuu” dedim durdum 😛
    Bir Ewon fanclub üyesi olarak Lion’u da seviom, karar veremedim Tae Sub’u hangisinin hakettiğine. Tae Sub çok iyimser bişey, Ewon’la tekrar arkadaş olduğuna göre, bakalım hangisiyle olucak en sonunda. Valla meraktan çatlayarak bekliyorum hikayenin devamını umarım 10. bölüm yakında gelir 🙂
    Arada dizilere falan laf atman da çok güzel bi ayrıntı yaa, sölemeden geçemicem. Haaa bir de bizim hikayelerde masum masum ilişkiler varken (gerçi bende daha bişey yok ama…) senin hikaye bu kadar cüretkar falan değişik oluyo süper yanii 😀

  3. minekibuu permalink
    15 Şubat 2012 16:18

    Güzel bir bölümdü kesinlikle. Taesub’un kimi seçmesi konusunda kesinlikle kararsızım. Ancak Lion’ın, Taesub’ın babasına yardım etmesi muhabbeti, ilerde ilişkilerine kötü etki yapacak gibi geliyor. Lion çok seviyor, ama Ewon’un da kendine göre nedenleri var (meraktan çatlamazsam öğreneceğim). Yoksa Ewon da çok seviyor yani 🙂 Taesub’un hala Ewon için duyguları olduğu ve bunları bastırdığı kanısındayım. Üzülen Lion olacakmış gibi geliyor.
    Ga In zeki hatun herşeyi hemen kavradı ve kabullendi. Takdirlik hatun.
    Mi Na ve W ilişkisinden pek hoşnut değilim aslında. Mi Na çok tutucu tavra sahip bana göre. W işini bıraktı vs. yok o eve girmem, yok arabaya binmem. Bir yürü git paçoz diyesim geldi kesinlikle. W de hangi ara bu kadar aşık olmuş. Nerde o cool adam nerde aşık W. Ana karakterim Taesub’ dur gerisi hikaye 😛 O mutlu olsun da kalan karakterler sürünebilir dert değil çingu.
    Yalnız oyuncu seçimiyle kim kimdirle hiç ilgilenmediğimi fark ettim. benim için hikaye, manga/anime tadında ilerliyor. Gong falan değil bildiğin W var kafamda çizgisel olarak. eline sağlık 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: