Skip to content

6. Bölüm: Vitrinime Değil İklimime Gelenler

13 Şubat 2011

 

Glee Cast – PYT (Pretty Young Thing)

18 Mayıs 2008

Hızlı hızlı merdivenleri çıktığı halde çoktan geç kalmıştı. Dün gece içtiği tekilalar yüzünden sabah acı acı inleyen alarmı duymamıştı. “Kahretsin!” diye söylendi, kendini göstermesine izin vermezlerse nasıl yıkılacağı aklına geldi.

Ne olursa olsun, kendimi göstermeliyim!”

Konser salonuna girdiğinde saat 14:25’i gösteriyordu. Yirmi beş dakikalık geç kalma kısmını nasıl açıklayacağı ise büyük bir muammaydı. İçeri girdiğinde öksürüğüyle çıkardığı ses bütün kafaları kendisine çevirmişti. Görevli hocanın yanına giderek "Özür dilerim, özür dilerim” diye söylendi.

Hocası yüzüne sabit bir şekilde bakarak “Biz de toplanıyorduk. Bilerek son deneme saatini seçen bir öğrenci olarak oldukça geç kaldın” dedi. Ne yapacağını bilmiyordu, kaçırılmayacak şansı eliyle itemezdi.

Hocam bir kez olsun dinleyin beni, gerçekten kendime güvenmesem geç kaldığım halde burada özür diliyor olmazdım. Lütfen”

Kemik çerçeveli gözlüğe sahip olan adam soğuk bir şekilde “Gerek yok, dakik insanları severim ben” diyerek ekipmanları toplayan öğrencilere hızlı olmalarını söyledi. Yıkılmıştı; sevgilisinden ayrıldığı gece sarhoş olup çok istediği koroya da katılamayacaktı. “Bana ihtiyacınız var” mı demeliydi, yoksa yalvarmalı mıydı? Kafasındaki soru işareti böceklerini kovmakla uğraşırken gitarları toplayan çocuğun konuşması kendisini dünyaya geri döndürdü

Elindeki gitarları yere bırakan uzun boylu genç “Hocam bir şans vermenizi isterim. Bilgilerine baktığımız zaman lisedeyken sayısız ödül aldığı gözüme çarpmıştı. Sizin de işini iyi yapan kişilere tolerans gösterdiğiniz bir gerçek. Yoksa Jess’i de elemeniz gerekecek, çünkü o da yirmi dakika geç kalmıştı” dedi.

Hoca kendi bölümünden bile olmayan bu gönüllü öğrenciye dönerek “Ama en azından Jess’in nefesi kokmuyordu değil mi?” diyerek elini burnuna götürdü.

O sırada geç kalan çocuk “hoh” diyerek nefesini eline doğru üfledi ve koklamaya çalıştı. Evet, gerçekten de dün geceki alkol vücudunun yanı sıra nefesinden de çıkmamıştı.

Öğretmeninin yanına giden görevli genç “Üniversiteliler arası müzik yarışmasını kazanmak istiyorsanız onun gibi keman çalan birine ihtiyacınız var. İnanın bana hocam” dedikten sonra dik dik bakıp iradesini kırmaya çalıştı.

En sonunda ikna olan hoca “Sahneye geç o zaman, dinleyeceğim seni” dedi.

İçi sevinçle dolan genç hemen kemanını aldı ve sahneye geçti “Benim adı Woo Lee On –Lion- ve size şimdi Thao Xanh Nguyen’in Sad Romance isimli eserini çalacağım” diyerek kendisini kurtaran çocuğa göz kırptı.

Kemanı çalmaya başladığı anda Lion nasıl kendinden geçiyorsa, dinleyenler de aynı şekilde etkileniyordu. Etrafı hüzünlü bir müziğin kapladığı konser salonunda herkes hipnotize olmuş gibiydi. Bütün işleri bırakan görevliler sahnedeki yakışıklı çocuğu ve olağanüstü müziğine odaklanmışlardı.

Kenarda büyük bir keyifle dinleyen genç, hocasının kendisine baktığını görünce “ben demiştim” anlamında kafasını salladı. Öğretmenin de keyfi oldukça yerindeydi. Müziğin büyüsüne kendini kaptırmanın yanı sıra, aklında kazanacakları kupanın resmi belirmişti birden.

Müziğini bitiren Lion sanki sessizliğe bakıyor gibiydi. On beş saniye önce bitmesine rağmen kimseden çıt çıkmamıştı. Kendine anca gelen hoca deli gibi alkışlamaya, bir yandan da “Harikulade” diye bağırmaya başladı.

Ne geç kalman, ne de başka bir şey. Tek kelimeyle mükemmeldi. Koroya hoş geldin Lion” dedi. Bütün salon alkışlamıştı kendisini, gözleri ise gitarları toplayan çocuğu çevrildiğinde orada olmadığını gördü. İşlerini bitirmek için kulise gitmiş olmalıydı. Hocasından izin aldı, içeriye geçerek gitarları kılıflarına kayan gencin yanına gitti.

Söze nasıl başlayacağını bilmiyordu, o yüzden ağzından sadece şunlar çıktı “Teşekkür ederim” Memnun gözlerle kendisine bakan çocuk “Oldukça hüzünle bir eseri çaldın Lion” dedi. “Bu arada sana kendimi tanıtayım. Benim adım Tae Sub”

Memnun oldum gerçekten. Orada hayatımı kurtardın resmen” Tae Sub hafifçe gülerek “Nedense içimden bir ses bu çocuk çok çok iyi çalacak, konuşmalısın, hocayı ikna etmelisin dedi. İyi ki onu dinlemişim” Lion elini yavaşça Tae Sub’un omuzuna koydu ve “iyi ki” dedi.

***

Şimdi ise amfiye doğru hızlıca hareket ederken, aradan geçen 3 yıl içinde neden bir daha karşılaşmadıklarına anlam veremiyordu Lion. 1.5 seneliğine Japonya’ya gitmişti, o sırada da bağları kopmuştu. Geri döndüğünde ise sadece bahçede koşarken görebilmişti onu. Unutmuştu kendisini, bu yüzden deşmek, kazımak istemiyordu geçmişi. Ama o geceyi unutabilir miydi? Tae Sub aklında çıkarmış olsa bile kendisi bunu atlatabilir miydi?

Amfinin kapısına hızlıca tekme atarak içeri girdi. Tae Sub’a sarılan Ewon’u gördüğünde siniri iyiden iyiye dün yüzüne çıkar gibi oldu. O sırada yüksek sesle bir anons yapıldığı için ikili amfinin kapısının açıldığını fark etmedi. Gözlerinin Ewon’dan ayırmıyordu Lion, "bu çocuğu anlamıyorum” dedi kendi kendine. Ruhsuz insanın teki olmasına rağmen, herkesle arasına bir soğukluk koymasına rağmen, neden Tae Sub’u kendine yakın görüyordu? Tae Sub’la kendisinin geçmişi gibi, onun da mı anıları vardı yoksa? Bunu öğrenmeliydi, hem de en kısa zamanda.

Sınıfta onları yalnız bıraktı, Ewon’un gururunun birazdan ön plana çıkacağına emindi. Hemen buluşma noktasına, Ga In ve Mi Na’nın yanına doğru gitmeye yöneldi. Aklından ise tek kelime geçiyordu “Öğrenmeliyim”

Fly Away – Free & Easy

***

W hala sınıfta oturmakla meşguldü. Başka bir dersi yoktu, toparlanıp gitmesi gerekiyordu. Elindeki kağıdı toparlak yaparak havaya fırlatıp duruyordu. Alt dudağını ısırdığı sırada sınıfa bir kız girdi. Kendisine doğru bakarak “Şey, bir şey sorabilir miyim?” dedi. “Bir rahat bırakmazlar adamı” diye içinden söylenen W “Olur” dedi.

Han Mi Na’yı tanıyor musunuz acaba? Dekan bir şey iletmemi istedi ama işim uzayınca dersi kaçırdım. Şimdi nerede olduğunu bilmiyorum”

Mi Na adını duyan W hemen toparlanarak “Ben kendisini tanıyorum ve nerde olduğunu biliyorum. İletebilirim istersen” dedi. Kız şüpheci bir yaklaşımla “Nerde olduğunu bana söylerseniz ben götürürüm” dedi.

Az da olsa akıllıymış” diye kendi kendine düşünen W hemen “Okul dışında. Ben de olduğu yere arabayla gidecektim şimdi. Yol çalışmasının olduğu Itaewon’a bu trafikte gitmek istemiyorsan seve seve iletirim” diyerek en masum gülümsemesini kıza gösterdi.

Bu mükemmel gülümseme ile eriyen kız “Peki o zaman, alın bu bu zarfı. Ve çok teşekkür ederim” dedikten sonra ekleme gereği duyduğu “Şey, adınızı öğrenebilir miyim acaba?” cümlesi fos çıktı. Çünkü W zarfı kaptığı gibi bahçeye doğru koşmaya başlamıştı.

***

Mi Na ve Ga In meraklı bir şekilde binanın içine bakıyorlardı. Ewon’un gözlerindeki bakışı daha önce hiç fark etmediklerini hatırlayarak, neler olduğunu öğrenmek isterken Lion’un yanlarına geldiğini gördüler. Kızların oturduğu yere çömelip hal hatır sorduktan sonra ağzından baklayı çıkardı.

Ga In, sen Ewon ve Tae Sub’la aynı bölümdesin. Onlar daha önceden de yakın mıydılar? Birden merak ettim bunu. Ben hiç üçünüzü bir arada görmedim de”

Kafasını yavaşça yukarı kaldıran Ga In düşünceli bir şekilde “Eskiden ben yakın değildim Ewon’la. Konuşmaya çalışsam bile cevap vermezdi. Tae Sub bir keresinde tanıştıklarını ve yaşadıklarını anlatmıştı. Ama daha detayı var gibiydi, sanki bir kereliğine olmuş bir olay değildi. Üstelediğim halde bana söylememişti. Ben de merak edip dururum, acaba geçmişte ikisi neler yaşadı?”

Tatmin olmamış bir şekilde konuşmaya başladı Lion. “Ama yakın değillerdi değil mi? Ewon samimi davranmıyor çünkü”

Ga In Lion’un neden bu tarz sorular sorduğunu tahmin etmek istemese de anlatmaya devam etti. “Yakın olup olmadıklarımı bilmiyorum ama o zamanlar Ewon derslerde uyumazdı. Tae Sub’la beraber otururlardı hatta. Bu gibiydi diğerlerine karşı. Ondan çekinerek klasik yollara başvurup mektup veren kızların mektuplarını hiç okumazdı. Ne açıp okuyarak yanlışları düzelten salaklardandı, ne de gelen teklifleri hemen reddeden ukalalardan. Buzdağı gibiydi, mektuplar sırada, teklifler havada kalırdı”

Lion Ga In’i dinlerken “hiç değişmemiş” diye düşündü. Peki ama o sarılma olayı neydi. Mi Na söze girerek “Lion, Tae ile çok iyi anlaştığını görüyorum. Arkadaşlığınız bizimkine benziyor” dedi. Acı bir şekilde zoraki gülümsemeyi suratına yerleştiren genç “Teşekkürler. Sizinki gibi olur umarım”

SHINee – Lucifer

İki arkadaş Lion’un bu iltifatına dönerken bu sefer gelen kişi Mi Na’nın keyfini çıkardı. Kızların ve Lion’un yanına gelen W’yu gülme krizi tutmuştu. Zarfın içindekilere bakıp bakıp kahkaha patlatıyordu.

Ga In ve Lion şaşırmıştı, çünkü bu kişi partideki striptizciydi. Neden burada olduğunu sorar gözlerle Mi Na’ya döndüler. Kız istemeye istemeye “Bizim sınıfın yeni öğrencisi. Ne büyük şans değil mi?” dedi. Ga In hemen yanına yaklaşarak “Seni burada görmek ne güzel W” Söze giren Mi Na “Gerçek adı Ji Hoo. Ama istediğini de tabi sen”

O sırada elindeki zarfı sallayan W “Adımı unutmamış olman ne güzel. Ben de aynı şekilde bu fotoğraflardaki pozları unutmayacağım. Çok komik” diyerek sesli bir şekilde gülmeye devam etti.

Lion da W ile tanıştıktan sonra genç neden geldiğini açıkladı. “Sınıfa bir kız geldi ve bu zarfı sana iletmemi istedi. Voleybol oynadığını bilmiyordum. Birinci olmuşsunuz sanırım, çünkü daha sonra yapılan kutlamalarda şebek pozların çok feci” dedi.

O sırada Mi Na’nın aklına hemen şampiyon oldukça sonra yaptıkları kutlamada çekilen pozlar geldi. Birincilik maçında çekilen fotoğraflarda hafıza kartının içinde olduğu için dekanlık görevlileri alarak çıkarttıktan sonra takımın her üyesine yollayacaklarını söylemişti. Başından aşağı kaynak sular dökülüyor. Orta parmak gösterdiği, birbirlerine maymunluk yaptıkları ve hafifmeşrep pozları bu nefretlik insan görmüştü.

Bir hışımla ayağa kalkarak zarfı almak istedi. Ellerini geriye doğru çeken W “A a, bu kadar kolay mı? Şimdi söyle bana, bu pozları arkadaşlarına göstermemek için ne yapmalıyım sence?” Oldukça eğleniyordu W, kendisini çöpe atan kızdan bir nevi intikam alıyordu.

Lion ile Ga In merakla bu eğlenceli sahneleri izliyorlardı. İkisinin kimyasının uyduğunu düşündükleri halde Ga In aralarında nasıl bir atışma olduğunu iyi biliyordu.

W’nun keyfi yerindeydi. “Bana her sataştığında sana bu rezil pozları hatırlatırım artık. Sinir olduğun besbelli”

Mi Na sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak “Son kez diyorum. Verir misin şu zarfı? Yoksa karşı atak bekle diyorum sadece. Bak tersim pistir” Ga In de bu sırada başıyla onaylıyordu.

Yeterince eğlendiğini düşünen W “Bir şartla veririm. Okula dağıtmamı istemiyorsan benle yemek ye. Gerçekten kötü bir başlangıç yaptık. Sakin bir şekilde kendimi anlatayım sana, rahatlayacağımı düşünüyorum bu sayede. Ne diyorsun?”

Olmaz. Kendini aklamak için değil, yine beni deli etmek için yemeğe davet ediyorsun, eminim buna” Mi Na samimi olup olmadığından emin değildi.

W derin bir nefes alarak “Bak gerçekten böyle bir amacım yok. Ya kabul, ya da ben bu fotoğrafları kampüsün en kalabalık yerinde havaya fırlatayım”

Başka bir çözüm yolu olmadığı için, Lion ve Ga In’nin de kabul et sözlerinden sonra Mi Na’nın ağzından “Peki” kelimesi çıktı. Gerçekten sevindiğini göstermeyen W “O zaman yarın akşam 7’de. Söyle telefonunu, yarın seni arayıp nerden almam gerektiğini belirtirsin”

Telefon numarasını veren Mi Na’ya zarfı uzatan W “O zaman yarın görüşürüz. Salaş olma şu anki gibi. Şık giyin, tamam mı?” diyerek dersine gitmek üzere binaya yöneldi.

"Mi Na ise sadece arkasından bağırıyordu “Salaş olan sensin. Şıkmış, geri ya” Yarın ona bu dediklerini yutturacaktı.

Sohbete dalan ikilinin yanına geri geldi. Lion düşünceli görünüyordu. Nasıl gözükmesin, aklı bambaşka bir yerdeydi.

***

Ewon’un kendisine sarılmasına oldukça şaşırmıştı Tae Sub. Bu zamana kadar fiziksel olarak hiçbir temasta bulunmamıştı. Şimdi onun suratına bakınca rahatlamış bir yüz görüyordu. Kafasını kaldırıp ^Tae Sub’a bakan Ewon gözleri kısık bir şekilde “Kusura bakma” dedi.

Sadece sarılmak istedim. Uzun zamandır bir insanla temasım yoktu. İhtiyaç duymuyorum diye kendime söylensem de, yalanmış. Oldukça iyi geldi, teşekkür ederim Tae Sub”

Şaşıran gözlerle karşısındaki insana bakan genç açıklama bekliyordu “Neden bana o şeyleri anlattın Ewon? Neden “ben?” Açıklamanı istiyorum bunu”

İç geçiren Ewon biraz oyalandıktan sonra konuştu. “Seni kendime yakın buluyorum. Açık açık diyorum bunu. İnsanlarla iletişimin oldukça iyi, herkes seni seviyor ve en önemlisi karşındaki kişilere şans veriyorsun, bir an da silip atmıyorsun ya da görmezden gelmiyorsun. Bu zamana kadar birçok insanla karşılaştım. Neredeyse hepsi yüzüme baktı, tipime baktı”

Arash & Helena – Pure Love

İç geçirdikten sonra devam etti Ewon. “Vitrinime değil iklimime gelsin insanlar. Kaç kere çıkma teklifi aldım ben bile hatırlamıyorum. İnsanlar arkadaşlarına anlatırken o çocuk çok yakışıklı, çok hoş diyor ilk olarak benim için. Küfür ediyorum içimden, sadece dış görünüşün bu kadar önemli olmasına. Ga In’de öyleydi. İlk tanışmamızı hatırlıyorsun değil mi?” Tae Sub evet anlamında kafasını salladı.

Bana direkt “oy, çok yakışıklıymışsın” demişti. Onu hiç unutamam. O günden beridir Ga In’i diğer yüzeysel insanlar gibi görüyordum. Ta ki yeniden hep beraber takılmaya başlayana kadar. O zaman kabuğumu yumuşatmıştı, sen ise kırıp geçtin”

Tae Sub oldukça şaşırmıştı. Ewon’un bu kadar içten konuşmasını beklemiyordu. Ağzından “Ben mi?” sorusu döküldü. Kafasını sallayarak evet diyen genç ekledi “Sen bu zamana kadar hiç böyle bir şey yapmadın. Çok yakışıklı çocuk, arkadaş olayımda sayesinde kız kaldırayım ya da bir havam olsun moduna girmedin hiç. O yüzden seni kendime yakın buluyorum, seni kendime sakladım. Lion’un arkadaşlığına ihtiyacın yok. Ben yeterim, sadece ben..”

Ne diyeceğini bilemeyen Tae Sub mıhlanıp kalmıştı. Ewon ilk defa kendisinden bir şey istiyordu. Hem de kabul edemeyeceği bir şey. Lion’u kaybetmeyi göze alamazdı, aynı şekilde karşısındaki arkadaşını da kırmak istemiyordu. Bir çözüm yolu aradı, en sonunda düşünmek için izin istedi.

Rahatlamış bir şekilde artık gülerek konuşuyordu Ewon. “Düşün tabi. Soğuk kısmımın arkasında bir de sıcak yanım var, mutlu yanım var. Ve emin ol, gerçekten güzel”

Konuşmanın bittiğini düşünen genci Tae Sub’un sorusu durdurdu “Neden Lion ile olan arkadaşlığımın bitmesini istiyorsun? Sağlam bir neden söylemeni istiyorum”

Geri dönüp kendine bu kadar yakın bulduğu ilk insana derin gözlerle bakan Ewon “Bunu anlatsam bana eminim deli dersin. Ama bir dahaki konuşmamızda sana anlatacağım ve bazı şeyleri de açıklayacağım. Şimdi benden isteme bunu lütfen. Hazırlamam lazım kendimi”

Dışarı çıkan Ewon, Tae Sub’u amfide tek başına bırakmıştı. Şimdi ise onun düşündüğü tek şey, bu giden arkadaşının tahmin ettiği sözleri bir dahaki konuşmada söylememesini istemekti. “Hayır, hayır öyle şeyler yoktur. Davul bile dengi dengine” diyerek çantasını alıp dışarı çıktı.

***

Lion bu hengame arasında Ryu’yu unuttuğuna inanamıyordu. Hemen telefonuna sarılarak arkadaşını aradı ve oturduğu kafeye doğru yol almaya başladı. Kızlarla vedalaştıktan sonra Tae Sub’u görürlerse selamını iletmelerini istedi. Havuz başındaki masalardan birinde oturan Ryu arkadaşının geldiğini gördüğü anda heyecanını dışarı vurdu.

Yoksa deja vu hissi mi yaşıyorum şu an? Ben bu sahneyi sanki bir yerde hatırlıyorum. Aynı olaylar bir daha gerçekleşmesin diye ekstra çaba harcıyorsun değil mi?”

Poker surata sahip olmak için şu an elindeki her şeyi verebilirdi Lion. Ama çocukluk arkadaşından hiçbir şeyi saklayamıyordu, hemen okumuştu yüzünü. “Haklısın Ryu, ne yaptığımı bilmiyorum ben. Ama eskisi gibi değil, ona emin olabilirsin. Daha yoğun, daha koyu, daha derin..”

Arkadaşına destek olmak omuzunu tutan melez genç “Hissedebiliyorum ve seni sonuna kadar destekliyorum” dedi. Kendisine de Ryu’nun içtiği çaydan isteyen Lion, düşüncelerinden biraz olsun kurtulmak için havuzun berrak suyuna bakarak daldı.

***

Derse doğru yönelen Ewon’u bir cep telefonu mesajı üniversitenin otoparkına yöneltmişti. Mesajın sonunda “acil” yazıyordu. Oraya vardığında gördüğü insan yüzündeki ifadeyi çirkinleştirdi. W, arabasının önüne yaslanmış bir şekilde Ewon’u bekliyordu.

Dişlerini gıcırdatarak “Demek o mesajı atan sendin pislik” dedi. W, arabasının anahtarlarını havaya atıp yakalamakla meşguldü. “Bendim tabi, o da yeni numaralarımdan biri. Hemen konuya girmemi mi istersin?”

Arkasını dönüp giden Ewon’u şu cümle durdurdu. “Ama bu konu Tae Sub’la ilgili” Hiddetle arkasını dönüp nefesini hissedecek kadar yakına geldi. Gözlerini devirerek “Seni parçalarım bu sefer, elimden kimse alamaz” dedi.

W için bu tehditler boştu. “Neden öyle diyorsun Ewon, bak sana yarın ne yapacağımı söyleyeyim. Tae Sub’la seni gördüm amfide. Ne konuştuğunuzu bilmiyorum ama onu nerden tanıdığımı söyleyebilirim. Geçmişte de bir kere karşılaşmıştık biliyorsun. Ajansın çıkışında seni bekliyordu. Ondan sonra adını öğrenmiştim. Yarın bir sohbet edelim istedim”

Elini yumruk yapıp havaya kaldıran Ewon zor duruyordu. Deli cesareti gösteren W ise “Patron bu yumruğun bedelini çok pis ödetir, bizim en büyük gelirimiz yüzümüzden geliyor bilirsin. Bu yüzden kasıklarıma da tekme atamazsın. Konuya dönersek, yarın Tae Sub ile ufak bir sohbet etmek istiyorum. Geçmişinin karanlık yüzlerinden birini anlatmak istiyorum ona. Ne dersin? Öğrendikten sonra sana yakın davranır mı?”

Ewon tamamen sinirle dolmuştu. Yumruğunu W’nun suratında patlatmak istiyordu. Patronun yapacaklarını bir an olsun düşünmedi, ama karşısındaki insana yumruk attıktan sonra artık onu durdurması imkansız olurdu. Anlattıklarından sonra ise Tae Sub’un ne tepki vereceğini bilmiyordu. Kendini zar zor zapt ederek “Karşılığını alırsın Ji Hoo. En basitinden annenin geldiğini biliyorum, gidip yarın biricik oğlunun hangi mesleği icra ettiğini bir bir söylerim”

Tehdidinin işe yaramasını umuyordu. Konuşmanın başlangıcından beri ilk defa W’nun suratında düşünceli bir hal ortaya çıkmıştı. Bir anlığına beliren bu durum hemen kaybolduktan sonra W arabasına bindi. Anahtarını çevirmeden önce düşmanının suratına bakarak “Sanırım her şey yarın belli olacak. Mutlu olmak senin hakkın değil, hak etmiyorsun” diyerek hızla gaza bastı.

Kendini yere atan Ewon’un aklında sadece bu densiz manyağın ne yapacağı geçiyordu. Tae Sub’un Lion’u kaybetme olasılığı olduğu gibi, onun da Tae’yi kaybetme ihtimali doğmuştu şimdi.

Bois – Scar

6. Bölümün Sonu..

Reklamlar
6 Yorum leave one →
  1. 13 Şubat 2011 21:53

    hemen yorumlayayım. öncelikle bölümün başlığını çok sevdim. pure love ve bois scar müzikler on numara olmuş çingu. gelelim hikayeye bir sürü soru işareti oldu. ewon ile w neden anlaşamıyor? geçmişte ne oldu? ewon ile taesub geçmişte ne yaşadı onu da çok merak ettim. her bölümde hikaye daha gelişiyor. şimdi yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. w ile mina nın hikayesi geri planda kaldı sanırım. bununla ilgili planların var mı?

    • 15 Şubat 2011 23:43

      Bölümün başlığı benim de çok içime sindi. Bu tarz başlıklar atmak hoşuma gidiyor 🙂
      7. bölümle beraber ufak ufak cevaplar vereceğimi düşünüyorum. En azından bir tane cevabı alacaksınız, onu diyryim. Ama hangisini? ^^
      Planlarım evet var. Onlara da ağırlık vermeye başladım ve bu giderek artacak. Normalde tam tersi başlayacaktım hikayaye ama seyir birden değişti. Artık büyük adımları atmanın zamanı geldi 🙂

  2. 16 Şubat 2011 05:38

    gerilimin giderek tırmandığı bir bölüm olmuş çingu. evet, bundan sonraki bölümlerde büyük bombalar beklemekteyim ben 🙂

    ayrıca bu bölümün resmine bayıldım! kim çizdi o manga karakterleri? kızları tahmin edebiliyorum; en sağdaki ga in, üçüncü sıradaki de mi na, diil mi? ama erkekleri tahmin edemedim valla. 1 ve 4 cool duruşlu olduğu için ewon ve w, 2 ise güldüğü için sıcakkanlı tae sub diyesim geliyo. bildim mi? 😛

    bi de tae sub’la lion’un geçmişini iyi düşünmüşsün. kısacık, ama çok önemli bir anı. şimdi tae sub ve ewon ilişkisini, ikilinin arasında neler geçtiğini daha da merak ettim. ama en büyük merak konusu hâlâ w ve ewon düşmanlığı. yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum! ^^

    (eheh, ben “vitrinime değil iklimime gelin” lafına güldüm ama yalan değil 😛 ajda şarkısı gibi gelmiyo nedense, demet akalın çağrışımı yapıyo bende. 😛 :P)

    • 22 Şubat 2011 00:24

      Gelecek inşallah büyük bombalar çingu 🙂
      Manga karakterlerini buldum, üzerlerinde biraz oynama yapıldı. Aynen tahmin ettiğin gibi, karakterlerin hepsini doğru bildin, bravo! 🙂

      Yeni bölüm şimdiye kadar yazdıklarımın en iyi olacak gibi. Öyle hissediyorum. Bu hafta içinde gelecek^^

      Ben çok seviyorum o cümleyi valla, kullanmazsam olmazdı 😀

  3. 06 Nisan 2011 01:10

    hoş bir bölümdü gerçekten, gay bir eskort fikri çok ilginç olmuş, hiç aklıma gelmezdi, ewon çok değişik bir karakter gerçekten.. w ile mina’nın hikayesini de merak ettim, devamını yarın okuyabileceğim artık..

  4. meryem permalink
    09 Mart 2012 03:04

    bölümler çok güzel bi bölüm okuyayım yatayım diyorum bölüm bitiyor digerini merak ediyorum emegine sağlık 🙂 ben senden birşey rica edecegim ne olur cümleleri dogru kullan çünkü ewon birşey söylüyor ama sanki karşısındaki konuşuyor gibi oluyor oyüzden kötü oluyor diger bölümleri merakla okuyacagım 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: