Skip to content

4. Bölüm: “Biz engel mi tanırız?”

31 Ocak 2011

“Lanet olsun! Bir uçkuruma sahip olamadım!”

Otobanda tam gaz ilerleyen arabanın içinde W kendine küfretmekle meşguldü. “Ne diye öyle bir şey söyledim ki? Öyle bir kızı arzulamış olamam!” Sinirinin yatışması için radyoya açtı. Andy Gibbs – Shadow Dancing’i dinlemeye başladığında yavaş yavaş rahatlamaya başladı. Telefonunun kulaklığını takarak patronu Ma Nuk Yan’ı aramak için tuşlara yöneldi.

***

Parti bittiğinde kafe adeta bir çöplüğü andırıyordu. Yığınla plastik tabak, çatal, bardak her yöne dağılmıştı. Patlayan balonlardan geri kalanlar pisliklere karışmıştı. Bu hengamenin orta yerinde bayağı içtiği için kafası güzel olan Ga In, yanındaki Tae Sub’u dürtmeye başladı.

“Hey, Tae.. Hadi kalk, dağılma zamanı geldi”

Gözlerini açmak için bile gücü olmayan Tae Sub kapalı bir şekilde “Ben kendim dağılmışım zaten, bırak sabah temizlikçiler gelene kadar uyuyayım” diye seslendi.

“Mi Na’yı bulmamız lazım, hem Ewon nerede haberin var mı?” diye çocuğu soru yağmuruna tutmaya başlayan Ga In’in gözleri ayaktaki kişiye takıldı. Sarhoş ikilinin yanında gayet ayık bir şekilde ayakta duran Lion bütün güler yüzlülüğü ile “Mi Na kendisi ve senin için içeriye yatacak bir oda hazırlatmış. Kendisi şu anda sızdı. Seni oraya götüreyim Ga In, hadi gel”

Elleme elleme diyerek çocuğun kollarına vuran Ga In “Ya Tae Sub ne olacak, Ewon nereden haberin var mı?” diye aynı soruyu bu sefer Lion’a yöneltti.

Tam cevap verecekken gevrek gevrek gülerek ortaya atılan Tae Sub “Ewon deyip duruyor. Manyak karı kafayı onla bozdu” diyerek gülme dozajını artırdı. Hıçkırma tutturduğunda ise çıkardığı tek ses “hık” olmaya başladı.

Lion sakince “Ewon parti bitmek üzereyken ayrıldı. Haber verdi sanmıştım, neden böyle yaptı. Bu yanındaki sarhoşu da merak etme. Ben onunla ilgileneceğim. Motorla gelmiştim, dengemi bozar şimdi Tae Sub. O yüzde motoru burada bırakıp taksiyle kendi evime götüreceğim. Yarın gelir alırım zaten, kaçırmazlar ya” diyerek otuz iki dişini birden gösterip Ga In!i ayağa kaldırarak koluna girdi.

“Şimdi uyuyup dinlenme zamanı. Odanın iki anahtarı var. Biri aynanın önünde, diğeri bende. Seni yatırıp çıktıktan sonra kilitleyeceğim, bu kafayla sen anahtar deliğini bile göremezsin. Uyuyup dinledikten sonra çıkarsınız tamam”

Lion uzun cümleleri kurduğu sırada Ga In çoktan sızmıştı. Dediklerinin hiç birini duymadığı gibi Ewon diye de sayıklıyordu. Odaya götürüp kızı yatırdıktan sonra dışarı çıkıp kapıyı kilitleyen Lion “Harikasın Ga In. Ewon demeye devam et. Seni destekliyorum” diyerek kapının anahtarını havaya attı. Havada süzülen anahtarı cebine sokmak için eliyle pantolonunu çeken Lion hedefi 12’den vurduktan sonra Tae Sub’un yanına döndü.

Yastık niyetine balonları kullanan ama başına koymuş olduklarının hepsinin patladığını gören Tae Sub, sarhoş kafaya bu duruma bir türlü anlam veremiyordu. Lion’un kendisine doğru geldiğini görünce “Hey, hey. Bak en sevdiğim renk mavi. Ama nedense böyle yapıyorum, patlıyor” Kafasının altına koyduğu balon yine patlayınca şaşkın gözlerle sanki bir açıklama bekliyordu.

Lion bu duruma eşlik ederek “Halbuki en sevdiğin renk bir de. Patlamaması lazım değil mi?” diyerek eğlenceye ortak oluyordu “Haklısın. Demek ki en sevdiğim renk değilmiş. Sahi, benim en sevdiğim renk ne, söylesene?” diyerek bir soru yöneltti.

Ne de olsa yarın bu konuşmalarının hiç birini hatırlamayacak diye düşünen Lion, çocuğun kulağına eğilerek “Şimdilik bilmiyorum ama en kısa zamanda öğrenmek istiyorum” diye cevapladı sorusunu.

Konuşma faslı bitince iş sarhoş Tae Sub’u omuzlamaya geldi. Elini yanağına götürüp haa ve hık’tan başka bir şey demeyen genci omuzuna aldı “Ne ağırsın lan, ama neyse ki ben de güçlüyüm” diyerek yürümeye başladı.

Motorunun yanından geçerek caddeye çıktılar. Bir taksinin geçmesini beklerken Lion, bu sahne dizilerden tanıdık ama oradakilerden daha farklı diye düşünerek gülmekle meşguldü. Tae Sub yarı sızmış gözlerle “Ben güzelim, sen güzelsin, hık. Burası nere bilmiyorum, ama o da güzel hık” diyerek zırvalamakla meşguldü. “Güzelsin evet, hayat güzel oğlum” diye cevaplayan Lion, karşıdan gelen taksiyi durdurup Tae sub’u içeri tıktı. Kafayı koltuğa yasladığı gibi gözleri tamamen kapanan Tae Sub’un dinlenme süreci başlamıştı. Üzerlerindeki içki kokusu yüzünden taksiciden özür diledi ve sadece “Itaewon’a” dedi.

***

W hışımla eve girince telefonunun çaldığını duydu. Ev telefonunu açmak için üst kata olağanca hızıyla çıktı. “Alo” dedikten sonra “Yine dışarıdaydın, değil mi?” diye hesap soran ses tonu onu yanıltmadı. Arayan annesiydi. (Kim Hae Suk)

W (Ji Hoo)’nun annesi Wang Yuna (Kim Hae Suk)

Derin bir nefes alan W “Dışarıdaydım çünkü geceleri nasıl sevdiğimi biliyorsun anne. Hem neden cep telefonundan beni aramıyorsun. Kanada’da öğlen olabilir, ama ben evde olmayabilirim”

“Car car konuşma. İstediğim yerden ararım. Mail yerine mektup mu atıyorum, üşenmeyip yazacaksın bana. Bir de daha mektubuma maille cevap istemiyorum Ji Hoo, anlaştık mı?

Uzun zamandır adını duymamıştı W. 2 gün sonra yeni okuluna başladığında W yerine Ji Hoo’yu daha sık duyacaktı. Sessizliği yeniden annesi bozdu.

“Aigoo, yine dalıp gittin değil mi? Kime çektin acaba, baban da ben de hazır cevap, hemen düşünen insanlarız”

“Alay et anne, alay et. Tek oğlun var, onunla dalga geç böyle seveceğine”

Annesi kıkır kıkır güldükten sonra “Evet tek oğlum var ve onu sevmek için yarın Kore’ye geri dönüyorum. Mutlu olup olmadığına emin olamıyorum ama sen yine de bana süper de”

Annem o kadar zamandan sonra geri dönüyor diye düşündü W. Yılda birbirlerini sadece 2 sefer görürlerdi. Wang Yuna ünlü bir modacıydı. 6 sene önce gitmiş olduğu Toronto’yu çok sevdiği için oraya yerleşmişti. Defileleri için dünyayı dolaşsa da döndüğü yer artık Seul değil, Toronto’ydu. Oğluna da teklif etmişti ama W Seul’de kalmayı tercih etmişti.

Bu düşüncelerden kurtulan W “O zaman yarın seni havalimanında alıyorum. Kaçtan burada olursun?”

“Oranın saatiyle 18’de inmiş olacak uçağım”

“Yarın kavuşuyoruz birbirimize” Konuşmanın bitimine yakın W “Ve son olarak, seni özledim anne. Hem de çok” deyiverdi.

Yuna olanca tatlılığı ile “Ben de seni çok özledim oğlum, çok” diye cevap verdi.

***

Seul’un 4 tepesinden biri olan Sandang tepesinin en harika manzaralı yerinde Ewon motorunun üzerinden bu mükemmel şehre bakıyordu. Ara sıra buraya gelmek kendisini rahatlatıyordu. Partide sarhoş olan Ga In yanına gelerek “Kasların mükemmel” demişti. Daha önce kendisini çıplak görmediği halde nasıl böyle bir cümle kurduğunu kavrayamıyordu Ewon. Sonra kafasına dank etmişti, W’yu bulan kişi katalogda kendisinin profilini de görmüştü. Ga In her şeyi biliyordu.

Eskort olduğunu bilip bilmemesi Ewon için önemli değildi. O sırada aklında başka düşünceler vardı. Partiden aşırdığı şarabı kafasına dikmeye başladı. Eve gitmeye hali yoktu, hem istemiyordu da zaten. Burada uyuyacaktı, sabah olduğunda güneş mükemmel bir şekilde yüzüne gülecekti.

***

Glee Cast – Bootylicious

Sabah olduğunda kafenin içerisindeki küçük odada ilk Mi Na uyandı. İnanılmaz derecede ağrıyan başına bir yumruk attı, düzelmediğini görünce boş verdi.

Tek gözü açık olan Ga In bu sahneyi görüp “Teknolojik alet değil o” diyerek gülmeye başladı. Başının ağrısına çözüm önerileri düşünen Mi Na “Farkındayım ama bir umut dedim işte. Neden bu kadar çok içip sıçtık biz?” diye bir soru yöneltti.

Yatağında doğrulayarak Mi Na’nın yanına oturan genç kız “Çünkü çok eğlenceliydi. Herkes memnun ayrıldı. Hem hediye ağacını gördün mü? Göremezsin, çünkü gelen armağanlardan ağaç gözükmüyor haha” diyerek bu sefer sesli kahkahalar atmaya başladı.

Dün geceki partiyi düşünen Mi Na’nın aklına W geldi. İçinden “lanet olası herif” diyerek sinirlerine hakim olmaya çalıştı. Zaten huyudur, iki güne kalmaz bu olayı siktir edecekti. “Kahvaltı yapalım Ga In. Ama ben önce duşa girmeliyim. Kendimi inanılmaz pasaklı hissediyorum şu an”

“Tamamdır sen duşa gir. Bu arada dün beni Lion taşıdı buraya. Sonra da Tae Sub’la ilgilendi sanırım ama Ewon’u göremedim. Parti bitmek üzereyken ayrılmış, görenler öyle söyledi”

Şaşıran Mi Na “Neden ayrıldı acaba? Bir şey mi dedin çocuğa sarhoş sarhoş?”

“Zannetmiyorum, belki de kafasına başka bir şey takılmıştır. Ewon’u anlamak zor biliyorsun”

Üstünü yavaşça çıkartıp duşa doğru ilerleyen Mi Na “Haklısın. Öğreniriz zaten. Ne de olsa bu haftalarda hep okulda olacağız”

***

Geniş bir mutfakta omlet yapmakla meşgul olan Lion, bir yandan da kızarmış ekmekler ve wafflelar için şurup arıyordu. Mutfaktan yayılan kokuları alan biri, içeride kesinlikle hünerli bir aşçının olduğunu düşünürdü. Pilavları kaselere doldurdu, çeşitli soslar ve baharatları masaya yaydı. Harika bir kahvaltı olacak, hem geleneksel, hem de değişik diye düşündü. Havuz başındaki büyük masada, mükemmel bir sabahta, leziz yemeklerle kayın doyurma. Sıra misafiri uyandırmaya gelmişti.

Misafir odasına yöneldiğinde umarım sarhoşluğu geçmiştir diye düşündü. Odanın kapısını tıklatmak gibi bir adeta yoktu Lion’un. Kapıyı yavaşça araladı, içeriye bir göz gezdirdi. Tae Sub sanki inanılmaz bir zevk alıyormuşçasına uyumaya devam ediyordu.

Telefonunu çıkartarak önce Korean Baby Sing melodisini Tae Sub’un yanına koydu. Bebek konuşmaya başlayınca uyanacağını düşünmüştü ama Tae Sub fosur fosur uyumaya devam ediyordu. Lion tatlılığın işe yaramayacağını düşündü. Bu sefer taktik değiştirdi ve Me So Horney melodisi açıp kulağına dayadı. Melodi kısa olmasına rağmen neler oluyor diyerek birden gözleri açtı. Lion amacına bu sefer ulaşmıştı, demek ki Tae Sub’un üzerinde böyle şeyler etkili oluyordu.

“Rüya mı gördüm ben öyle? Garip garip sesler duydum” Lion yeni arkadaşının üzerindeki yorganı çekti ve “Uyandırma servisiydi o. Hadi kahvaltı hazır, lavabo şurada. Bekliyorum içeride, sıcakken yiyelim” diyerek mutfağa doğru yol almaya başladı.

Tae Sub dün geceyi pek hatırlamasa bile Lion’un onu sırtında taşıdığını hatırlıyordu. Birden utanarak lavaboya doğru koşmaya başladı “Ne bok vardı sarhoş olmanın” diye bağırdı aynanın önünde. Banyoyu gördüğünde ise oldukça şaşırmıştı.

“Lion’un bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum. Ailesi çok kazanıyor olmalı. Bizim salondan daha büyük bu banyo”

İşini bitirip üstünü giydikten sonra mutfağa doğru yol almaya başladı. Daha önce hiç bu kadar büyük bir evde bulunmamıştı. Lion’un evine de ilk gelişi olduğu için mutfağın nerede olduğu bilmiyordu. Dubleks müstakil bir evdi ve büyüklüğü göz kamaştırıyordu.

Tae Sub mutfağı nasıl bulacağım diye düşünerek ev gezmesini tek başına gerçekleştirirken imdadına yine Lion yetişmişti. Duvara aşmış olduğu kağıtta mutfağı bulması için ipuçları vardı.

Gülmesi bitince bağırarak “Hem sıcakken yiyelim diyorsun, hem de böyle oyular oynuyorsun. Delisin sen. Beni duyduğunu biliyorum” Bağırdıktan sonra bir yerlerden hizmetçinin çıkacağını ve onam mutfağın nerede olduğunu sormayı düşünmüştü. Bu kadar büyük bir evde elbette hizmetçi olmalıydı ama görünürde kimse yoktu. Belki de izin günleridir diye düşündü Tae Sub.

Kağıtta “İlk tanıştığımızda elimde ne vardı hatırlıyor musun? Hatırlıyorsan eğer birazdan onu göreceksin. Gördüğün zaman önünde bekçilik ettiği koridorun sonuna kadar gel” yazıyordu.

İlk karşılaşmalarında Lion keman çalıyordu ve gerçekten de Tae Sun biraz ilerlediğinde karşısına o keman çıkmıştı. Kemanın önünde durduğu koridoru bitirdiğinde yeni bir kağıt onu bekliyordu.

“Oyunu uzatmaya hiç gerek yok değil mi? Hem yemekle soğuyacak, hem de sen beni öldüreceksin : ) O yüzden bu son aşama. Dün partiye ne ile geldiğimi hatırlarsın. Onun nerede bulunduğunu tahmin etmen ise çok kolay. Hadi hemen koş gel” yazıyordu.

Tae Sub biraz düşündükten sonra Lion’un dün motosiklet ile geldiğini hatırladı. Motor dediğin bahçede ya da garajda olmalıydı, kısaca dışarıda bir yerde. Hemen merdivenlerde inerek dışarıya çıktı ve evin arka tarafına doğru koşmaya başladı. Ön tarafta bahçeden başka bir şey yoktu çünkü. Arka tarafta ilk olarak motoru gördün. Duvarın önlemediği diğer kısmı görmesiyle birlikte şaşırması bir oldu. Havuzun önünde oldukça güzel bir masa, enfes yemekler ve Lion.

“Hah, işte tam senden beklediğim gibi. Oldukça hızlısın. Hadi hemen otur da başlayalım”

Tae Sub şaşkın bir şekilde masanın öteki ucuna oturdu ve yiyeceklere bakmaya başladı. Çeşit çeşit kızarmış ekmekleri wafflelar, soslar, Kore kahvaltılarının vazgeçilmez unsurlarının hepsi buradaydı. 8 çeşit içecek ve tatlılar. Bayağı uğraşılmış olmalıydı. Evde ne bir hizmetçi ne de bir aşçı gördüğüne göre bunların hepsini Lion mu yapmıştı?

Lion düşüncelerini okur gibi “Hepsini benim mi yaptığımı düşündüğünü biliyorum. Hemen söyleyeyim, evet ben yaptım. Evime ilk kez gelen sevdiğim bir misafir için” diyerek göz kırptı.

Katy Perry – Last Friday Night (T.G.I.F.)

İki gençte çubukları ele alarak “Yumul” diye birbirlerine bağırarak yemeklere saldırmaya başladı.

Mükellef kahvaltı bittikten sonra söz ilk başlayan Tae Sub oldu “Şimdi bunları yakma zamanı. Ben havuza atlıyorum, seni de bekliyorum” diyerek odada bulmuş olduğu ve yanında getirdiği şortu ortaya çıkardı.

“Oo, bakıyorum da çoktan hazırlıklısın. Bunu sevdim. Yukarı çıkıp şort alıp geliyorum. Atlama bekle beni” diyerek hemen eve girdi.

Uzun zamandan beri bu kadar eğlenceli günler geçiriyordu Tae Sub ve bunun çoğunluğunu Lion’a borçluydu. Şortunu giyip çoktan geri gelmişti.

“Hazır mısın Tae?” “Hazırım” 2 saniye durakladıktan havuza doğru koşup atladıklarından Lion Geronimo diye, Tae Sub ise Ariba ariba diye bağırmıştı.

***

Incheon havalimanında annesini bekleyen W, dış hatlar terminalinde birilerini bekleyen kızların kendisini göz hapsine almasından hem hoşnut, hem de rahatsızdı. Gittiği her yerde görünüşü oldukça dikkat çekiyordu. İlgi almayı seven bir yapısı vardı. Kapı bu sefer açıldığında çıkan kişilerden birisi de Yuna idi. Hemen annesinin yanına koşan W, oldukça fazla olan valizlerin hakimiyetini kendine aldı.

Anne oğul birbirlerine sarıldıklarında göz hapsi yapan kızlar daha hoşnut olmuştu nedense. “Hoş geldin anne. Nasıl geçti yolculuğun?”

“Hoş bulduk Ji Hoo. Çok güzeldi”

Annesinin değiştiğini düşünüyordu W. 51 yıllık hayatında Wang Yuna’nın normal geçirdiği gün sayısı yoktu. Bu yüzden Kore’deki arkadaşları ona çatlak diyordu. Şimdi ise karşısında gördüğü kadın gayet normal, sevecen biriydi.

“Sana harika bir hediyeler getirdim Ji Hoo. Kanadalı kızları oldukça hoş bulduğunu bildiğim için porno filmleri aldım. Küçükken dergi arşivin vardı, eminim şimdi de film arşivin vardır. Kontrolden geçerken cazibemle görevliyi etkiledim, o yüzden hiç sorun olmadı”

“An, ann-, anne manyak mısın?” cümlesini zar zor söyleyebilmişti. Duydukları karşısında ağzı açık kalan W’nun bildiği tek şey, annesinin hiç değişmemiş olduğuydu.

***

Finallerden önceki haftaya girildiği için Yonsei Üniversitesi’nde hareket hat safhadaydı. Not bulma kaygısıyla fotokopicilerin önlerinde kuyruk oluşturan, bir dönem boyunca okula gelmeyip not için yalvaran kişilerle doluydu ana bahçe. Bu hengamenin içinde Mi Na derse yetişmeye çalışıyordu. Okula gelirken otobüste öğrenci kartını çantasında bulamadığı için tam para vermişti. Geç kaldığı için sınıfa girdiğinde detaylıca bakarım diye düşünüyordu.

Sınıfın kapısını açtı, neyse ki Profesör Park daha gelmemişti. Amfinin ortasında bir sıraya yayıldı. Profesörün sınıfa girdiğini gördüğünde “Tam zamanında gelmişim” diye söylendi.

Profesör Park derse başlayalı iki dakika olmuştu. Mi Na’nın aklına öğrenci kartı geldi. Ivır zıvırla dolu koca çantasını sıraya koydu ve araştırmaya başladı. O sırada sınıfın kapısının çaldığını fark etmemişti bile.

Bir genç hızlı adımlarla Profesörün yanına geldi ve kağıt uzattı. Kağıdın okuyan öğretmen çocuğu orada durmasını bekleyerek sınıfa takdim etti.

“Arkadaşlar aramızda yeni bir öğrencimiz var. Seul Devlet Üniversitesi’nden yatay geçiş yapmış. Wang Ji Hoo ile tanışın”

Kendini takdim eden tam sıraya geçecekten sınıfın ortasındaki bir kızla göz göze geldi.

Mi Na sonunda bulmuş olduğu öğrenci kartı elinde, gözleri fal taşı gibi açılmış bir şekilde yeni sınıf arkadaşına bakıyordu. Bu oydu, W’ydu. Doğum gününde striptiz yapan ve ahlaksız teklifte bulunan insan. Öğrenci karşı elinden kayarak yere düştü, Ji Hoo kartı alarak kıza uzattı.

Daha sonra ağzından sadece şunlar döküldü. “Sen, evet sen. Nasıl olur?”

Taeyang – I’ll Be There

4. Bölümün Sonu..

Reklamlar
5 Yorum leave one →
  1. 01 Şubat 2011 23:35

    dostum ne zamandır yorum yapacaktım bu bölüme hazır yeni bloga taşımışken ilk yorum benden olsun dedim.
    bence hikayede ana hikaye w ve mina’nınmış gibi başlasan da bana asıl olay ewon ve tae sub’daymış gibi geliyor, lion’un da gelişiyle aşk üçgeni oldu, pek güzel oldu. şahsen diğer hikayeyi de merak etsem de bunlara çok alıştım ve ne olacağını merakla beklemekteyim^^
    w ve mina’nın böyle karşılaşacağı belliydi, asıl olay şimdi başlıyor hadi bakalım.
    ewon garibim de tae sub’ı daha çoook kıskanır, bu durumda ga in de ewon’u kıskanır.
    en merak ettiklerimden biri de ewon ve w arasındaki mesele, bakalım ne zaman geçmişe dönüp anlatacaksın.
    en sevdiğim karakter hala, ilk andan beri ewon. daha çok olsun, hep o olsun^^
    yaa daha sık yazın çıldırtmayın adamı (ben de yayınlıcam yakında, hemen gardımı alayım da yanlış olmasın)
    eline sağlık çingum

    • 02 Şubat 2011 12:00

      Yeni bloga geçmek benim için iyi oldu 🙂
      Böylece hikayem de oldukça düzenli bir şekilde burada duracak^^

      Sanırım herkes W ile Mi Na yerine diğerlerini merak ediyor. 5. bölüm ile belki bu durum eşitlenir. Çünkü sonunda ikilimiz artık daha çok vakit geçirecekler (ister istemez) Hikayenin hem komedi, hem heyecan, hem adrenalin, hem de romantik yönü bundan sonra daha yoğun olacak. Aşk cümleleri, hırslar, nefretlik kelimeler, küfürler, komik şeyler yoğun bir şekilde kabaracak 🙂

      Bir kaç bölüm sonra ana blogumda anket yapacağım sanırım. En sevilen karakter hangisi diye.
      Belki 8. bölümü verdikten sonra yapabilirim, merak ediyorum çünkü 🙂

      Seni de bekliyoruz çingum, tek kaldım çünkü ehe. 5. bölüm geleceki ben biraz yavaş yazıyorum, çünkü hızlı yazınca unuttuğum şeyler oluyor, geri dönüp onları eklemekte hoş olmuyor. Bu aralar başka şeyler hakkında yazmak istiyorum biraz. Hikayeyi istemeye istemeye yazarsam ortaya kötü bir bölüm çıkar, bunu başta ben dahil kimse istemez 🙂

      Sermin çingum o kadar geriden geldi beni geçti aha. Genel başkanlığımın yanı sıra çokta belirgin bir kaplumbağayım ben.

      Tosbağa Lee bildirdi 🙂

  2. 08 Nisan 2011 13:22

    🙂 Süper süper süper ilk defa böyle blog dünyasında bir hikaye ile karşılaşıyorum ve başından kalkamıyorum.Ellerine sağlık diyorum resmen. Bu bölümü bitirdiğimde elim ağzımda kaldı ve şaşkınlık……Devam edelim bakalım ileriki zamanlarda nelerle karşılaşacağız 🙂

  3. minekibuu permalink
    14 Şubat 2012 19:11

    Notlar;
    Amanın Lion Taesub’u eve atıcik!! Ewon kooooş! Neyse neyse sakin, endişe edilecek bir durum yok henüz 🙂
    Lion dan her eve lazım. O masayı düşünmek bile vurulmasına yetiyor insanın 😀
    Yuna tam manyak çıktı 😛 kesin bir yerde W nin müşterisi falan da zannederler şimdi annesini hmmm.
    İşte kaderin cilvesi, Ji Hoo ve Mi Na, hadi bakalım kaynaşın arkadaşla 🙂

  4. 15 Şubat 2012 03:36

    W’nun annesine bayılıyorum. Bu kadın tam anlamıyla çatlak cidden. Haha. 😀 Aynı zamanda oğluna Kanada kızlarını sevdiği için hediye olarak porno filmler getirecek kadar düşünceli. 😀
    W-Mina, Ewon-Ga In ve Tae-Lion (Yani doubletae çifti) diyorum. 😀
    Ellerine sağlık hyung!^^

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: